Belgin Çelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Belgin Çelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2009 Pazartesi

Siyaset Sahnesinde Farklı Bir Muhtar-2

Belgin Çelik, Katip Mustafa Çelebi Mahallesi muhtarlık seçimini bu yıl kaybetti. 360 (küsür) geçerli oydan 80 tane alarak, 83 oy alan emlakçı Cemil Şahin'in gerisinde üçüncü sıradaki aday oldu. Eski muhtar Salih Kahveci 200 oyla tekrar muhtar seçildi.

Muhtar Salih bey seçim günü boyunca oy verilen okulun kapısından her girenin elini sıkıp seçmen kağıtlarını dağıttığı esnada verdiği ödevleri (bakınız: ilgili ilk yazı) hatırlatarak büyük bir performans gösterdi. Kendisinin kaçırdığı seçmen ellerini kadınsa kadın, erkekse erkek yardımcıları yakalayıp görev bilirlikle sıktılar. Muhtar Salih bey seçim salonlarında da boy göstererek ödevini iyi çalışmayan seçmen evlatlarına yol gösterdi. Kısacası mahalledeki seçmen, Salih beyin sınavından geçti, ama demokrasi sınıfta kaldı.

Ancak suzanna'nın (ilgili ilk yazının yorumunda) dediği gibi Beyoğlu bağımsız belediye başkan adayı Saime Ülfet Taylı Taş gibi Belgin Çelik de yerel siyaset sahnesinde farklı bir söz söylenebileceğini, bu sözü söylerken hatırı sayılır büyüklükte destek alabileceklerini gösterdi. Alınan destek ve dolayısıyla reel bir sonuç elde etmek ile siyaset sahnesinde boy göstermenin sembolik önemini ayırmak gerekirse, ilki için Taş'ın %0.32'lik 406 oyu belediye başkanlığı gibi büyük ölçekteki bir yarışta pek reel başarı şansı yakalayamadı. Çelik'e çıkan 80 oy ise mahalle ölçeğinde güçlü bir aday olduğunu kanıtladı. Her iki durumda da, siyasetin erkek egemen oyununa yakıştırılamayan adaylar, varlıklarıyla oyunun kurallarını sorguya açtılar.

27 Mart 2009 Cuma

Siyaset Sahnesinde Farklı Bir Muhtar


Temsili sistemin faraziliğini, liberal demokrasinin meşruiyet krizlerini yoğun bir şekilde hissetsek de her seçim küçük de olsa bir değişim heyecanını içinde barındırıyor. 2009 yerel seçimleri de keza. Ancak bu seçimin heyecanını öncekilere göre arttıran bir yanı da var, en azından bir mahalle için: Beyoğlu'nun Katip Mustafa Çelebi Mahallesi. Ulusal basında az da olsa muhtar adayı Belgin Çelik ile duyulan bir mahalle. Heyecanın kendisi de birebir Belgin Çelik'in kendisi. Çelik, Uluslararası Af Örgütü dahil çeşitli sivil toplum kuruluşlarında görev almış, hala Lambda İstanbul'da aktif olarak çalışan bir transseksüel. 30 yıldır bu mahallede yaşıyor ve Amargi'den arkadaşlarının teklifiyle muhtarlığa adaylığını koyduğunu söylüyor. Mahalleliyi çok iyi tanıdığı ve sorunları iyi bildiği için de seçilme şansının yüksek olduğunu belirtiyor.

Gerçekten de bu mahallenin Türkiye'nin siyasi sınırında bir hali var: İnsan Hakları Derneği ve İnsan Hakları Vakfı'nın İstanbul şubeleri, Lambda, Amargi, Mor Çatı hepsi bu mahallenin sınırları içinde bulunuyor. 60lara kadar nüfusunun büyük bölümünün Ermeni ve Rumlardan oluştuğu biliniyor. Şimdi ise, bölgesel konumu itibariyle olduğu gibi, Cihangirle Tarlabaşı arasında, sonrakine daha yakın, bir mahalleli profili söz konusu. Sanatçı ve öğrencilerin sakinlerin önemli bir bölümünü oluşturması Çelik'in seçilme şansını daha da arttırıyor.

Mahallede biraz gezindiğinizde, Çelik'in en büyük rakibinin Cemal Şahin olduğunu anlıyorsunuz. Neredeyse her beş metrede bir, sokakların göze batan köşelerinde ikişer üçer posterlerlariyle karşılaşmak mümkün. Bu bolluğun kaynağının, sahibi olduğu emlakçıdan geldiği dükkanının önüne gelince anlaşılıyor. Şahin emlak, mahallenin en nüfuzlu emlakçısı ve bugünlerde dükkanların vitrinlerini kaplayan posterlerden esnafla arasının da iyi olduğu anlaşılıyor. Bir diğer aday da şimdi görevde olan muhtar Salih Kahveci. Sokaklarda pek adı geçmese de, seçmen kartlarını almaya giden mahalleliye kartı kendi adı yazılı pusulaları ve posterini zımbalayarak vermesi, beraberinde de bürokratik bir işlem için yol gösten bir üslupla muhtarlık zarfına bu pusulanın damgalanıp koyulması gerektiğini anlatması açıkça usulsüz de olsa Kahveci'nin seçilme şansını arttırıyor. Sonucun ne olacağını kimse bilmiyor ancak Belgin Çelik cepesinde güçlü rakiplere rağmen umutlar yüksek.

Çelik seçilirse mahallenin yeşil alanlarını arttıracağını, şehir planında çoçuk parkı olarak gözüken ancak sonra otopark mafyası tarafından ele geçirilen alanı aslına döndüreceği, aksayan çöp toplama saatlerini bir düzene sokacağı gibi çeşitli vaatleri ön plana çıkarıyor. Ancak kendisinin seçilmesi durumunda önemi mahallenin sınırlarıyla da kalmayan iki siyasi yenilik ufukta gözüküyor. İlki kuşkusuz, Türkiye'de ilk defa bir transseksüelin devletin yönetim organlarından birinde görev alacak olması. Bu kadınların siyasete katılım oranlarının İranla yarışan düzeyde (tam istatistiği bilmiyorum ama aklımda böyle kalmış) olduğu bir ülke için radikal bir yenilik. Çelik'in adaylığı, geçtiğimiz haftalarda Ebru Soykan'ın öldürülmesiyle tekrar şahit olduğumuz homo/transfobik şiddete neredeyse alışık olan bir ülkede, buna maruz kalanların yanı sıra diğer tepkililer için de büyük bir teselli ve umut oluyor. Basit bir muhtarlık neleri değiştirebilir diye sorulabilir. Elbetteki Türkiye'nin genelinin fobilerinden biraz sıyrılabilmesi, farklı olana yönelik tahamülsüzlüğünü kırabilmesi için daha çok yol kat edilmesi gerekiyor. Ancak kişiliği ve becerisiyle ön plana çıkan transseksüel bir mahalle muhtarının varlığı, bölgesel ve ülke çapındaki eşcinsel hareketlerine bir itki sağlamanın yanı sıra, toplumun eşcinsellere yönelik algısında da olumlu değişikliklere vesile olabilir.





Avrupa ve Amerika'daki eşcinsel hareketleri de böylesi küçük mücadeleler ve zor başarıların üzerine bina olmuş. Şimdiki özgürlükçü kültürlerini çok değil otuz kırk sene evvel yükselen eşcinsel hareketlerine borçlular. Milk filmi dolayısıyla gündeme gelen Harvey Milk, 1977 yılında Amerika'daki ilk cinsel kimliğini gizlemeyen eşcinsel eyalet meclisi üyesi oluyor. Sean Penn'in şahene oyunculuğuyla, Gus Van Sant'ın elinden izlediğimiz film Los Angelis'ın Castro sokağında zorluklarla dolu bir mücadelenin bütün ülkedeki eşcinsellere nasıl ilham ve cesaret kaynağı olduğunu da gösteriyor. Filmde Sean Penn'in ağzından Milk'in önemli bir siyasi düsturunu da duyuyoruz: siyaset arenası bir tiyatro gibidir, orada mesele sonuç değil görünür olmak (birebir bir alıntılama değil, aklımda kaldığınca yazabildim). Siyasete dair benzer bir içgörü, Türkiye'de Belgin Çelik'in muhtar adaylığının da ehemmiyetini gözler önüne seriyor.

Çelik'in seçilmesi durumunda öncülük etmeyi taahhüt ettiği ikinci siyasi yenilik de katılımcı bir yönetim şeklini devreye sokmak. Çelik "yalnızca oylarınızı değil, fikirlerinizi de istiyorum" diyor. Her ay yapılacak mahalle toplantılarında, sorunları mahallelinin doğrudan katılımıyla çözüme ulaştırmayı amaçladığını belirtiyor. Bu ikinci yenilik, ilki kadar emsalsiz değil. Fatsa'dan sonra İzmir Karşıyakadaki Karşıyaka Kent Meclisi'yle, Hopa'daki mahalle meclisleriyle yerel halkın katılımına dayalı demokratik usul Türkiye sınırlarında uygulanmamış değil. Ancak ilki askeri müdahaleler, sonrakiler de belediye başkanlığındaki değişimler sebebiyle devam ettirilememiş (bu konuyla ilgili ayrıntılar için bkz: Yavuz Yıldırım'ın Birikim Mart 2009 yazısı). Belgin Çelik'in olası muhtarlığı, küçük çaplı da olsa doğrudan demokrasinin Türkiye'de yeniden tecrübelenmesinin yolunu açabilir gibi görünüyor.
Çelik, liberal demokrasinin iki geleneğinin de bir türlü yerleşemediği topraklarda hem birey haklarını hem katılımı ön plana çıkararak mahallesi için küçük ama Türkiye siyaseti için büyük bir adım atıyor. Üstelik, farklı olanın kabulünün gerçek bir demokrasi için temel koşul olduğunu hatırlatarak.