sokak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sokak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2009 Perşembe

İstanbul’da Son Tango

Çabuk adımlarla yürüyorsun karanlık bir sokakta
Yüreğin bir kuş gibi çarpıyor, duyuyorum
Korkuyorsun…
İki genç peşin sıra, briyantli saçlar, dudaklarda
Cıgara, yakılmamış, sallanıyor seri adımlarla
Ve uzaklarda bir yerde ben,
Sisin içinden çıkıp gelen.

Rüzgar, lodos mudur yoksa poyraz mı… bilmem ama
Sokuluyor eteğinin altına, bacaklarında, görüyorum
Oynuyor…
İki genç peşin sıra, daracık kumaş pantolonlar, sırtlarında
Ceket, eprimiş, havalanıyor hırçın rüzgarla
Ve uzaklarda bir yerde ben,
Piposunun dumanı tüten.

Alacalı bir kedi takılıyor arkana,
Şimdi sen önde, kedi arkada, biliyorum
Hissediyorsun…
İki genç peşin sıra, adi cilayla parlatılmış rugan pabuçlarla
Atılan adımlar, avare olmuş salınan siyah saçlarına
Ve uzaklarda bir yerde ben,
Locadan biletiyle, bu adi oyunu izleyen.

Derken adımlar hızlanıyor, bir anda,
Sen hala önde, fakat kedi, ya o nerede?
Kaçamak bir bakış fırlatıyorsun…
İki genç peşin sıra, gelir diye bekliyorsun, arkanda
Sahipsiz bir boşluk egemen ıssız sokağa
Ve uzaklarda bir yerde ben,
Dizginlenemez bir arzuyla takip eden.

Yalnızlık geliyorum deseydi, sözgelimi, rüyalarında,
Dolaşmazdın başıboş bu sokaklarda, eminim.
Ağlıyorsun…
Kanlı bir geçmiş peşin sıra, kendini hatırlatan, gözyaşlarınla
Gelecek desen, bir göz kırpsan bu gece kollarımda
Ve uzaklarda bir yerde ben,
Hayallerimde seninle sevişen.

Birini mi bekliyorsun, yoksa
Yoksa beni mi? Bilmiyorum.
Duruyorsun…
Bilinmezlik peşin sıra, mıhlanmışçasına
Acı dolu bir duvara
Ve uzaklarda bir yerde ben,
İçimde ısıttığım, bende saklı sen

Gün olur, söylenmeyen sözler durmaz olur dudaklarda
Ama senin suskunluğun geçmek bilmez, ses etmem
Titriyorsun…
Soğuk, öfke dolu bir sitem taşıyorsun kalbinde
Belki de gerçekleşmeyecek bir beklentinin esirisin sen de
Ve uzaklarda bir yerde ben,
Serseriyim, kızıl bir ok gibi, serserin.

Yağmur başlıyor aniden, gökyüzünde
Yekpare olmuş zaman, bir olmuş kalpler, ağlıyorum
Gidiyorsun,
Neyi bekliyordun ki ey güzel, Barbieri’den tek bir nota duysan
Dans eder miydin benimle? İstanbul’da son bir tango.
Uzaklardaki ben, şimdi yalnız
Ve sen, gelip geçen, vatansız,
güzel göçmen.

27 Şubat 2009 Cuma

kadın ve gece

Bir kadın… Sokakta yürüyor. Bir Pazar günü. Güneşin henüz gülümsediği saatler. Bir Pazar günü. Sokaklar sessiz. Pek ıssız. Kadın, yalnız. Zorlu bir yokuşu tırmanırken, birinin adımları arkasında. Hemen dönüp bakmıyor. Emin oluyor, takip ediliyor. Bir an sonra dönüyor artık. Gençten bir adam oradaki. Adamın adımları hızlanıyor. Kadın yine dönüp bakıyor. Adamın elleri pantolonunun içine kayıyor. Yüzünde o çirkin tehditkar ifade. Kadına yapacaklarını okuyor. Kadın çeviriyor başını. Başlıyor koşmaya. Fakat yokuş dik, yokuş bitmiyor. Adam da peşinden. Yokuş bitiyor, bakkala giriveriyor kadın. Öteki tabi çekip gidiyor. Hikaye burada bitmiyor. Soruyor bakkal adama kadın, “Şunu tanıyor musunuz?”. Anlatıyor başına geleni. Adam şöyle bir süzüyor kadını. Daracık bir pantolon giymiş kadın. Adam bakkalın bakışları adam tacizcinin davranışını haklı çıkarmaya çalışıyor. Ekliyor: “Mahallenin delilerinden biri. Burada çok var onlardan. N’aparsın…”. Kadın yumruk yemiş gibi kalakalıyor. Şaşkın bakıyor sadece. Terk ediyor dükkanı tek laf etmeden… Tümüyle yalnız olduğunun bilincinde.

Aylardan sonra bir çağrı maili geliyor. Hisarüstü’nde bu gibi olayların artmasının ardından BÜKAK (Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü) bir gün içinde toplanıyor ve acil eylem planı alıyor. Bilgisi bana da bir arkadaşım aracılığıyla geliyor. Böylece dün gece (25 Şubat) 23.00’te 2.Kız Yurdu’nun önünde buluşuyoruz. Hatrı sayılır bir kalabalıkmışız meğer. “Geceleri de sokakları da istiyoruz”, “Börekçide, Simitçide, Hisarüstü’nde tacize hayır” sloganlarıyla yürüyoruz. Börekçinin, simitçinin önünden geçerken inadına yükseltiyoruz çığlıklarımızı. Geçen arabalardaki adamlar, yoldaki adamlar, polis adamlar, pencerelerdeki adamlar hepsi şaşırıyor. Bu defa gece bizim. Kadınların adımlarıyla, haykırışlarıyla yırtılıyor gece. İşte bu defa yalnız değiliz. Tacizlere rağmen geceleri sokakları terk etmeyeceğiz. İnadına var olacağız, inadına görüneceğiz.

Çok sevdiğim bir şiiri bu noktada sizlerle paylaşmak istiyorum.

YOLDAKİ YALNIZ KADIN
Bir sakıncadır, bir tehlikedir bu
hâlâ erkeklerin olan bu dünyada
yürümek yalnız başına.
Her dönemeçte bekler seni
pususu saçma rastlantıların.
Sokaklar yaralar seni
meraklı bakışlarla.
Yoldaki yalnız kadın.
Tek savunman senin
savunmasız olman.

Düşünmedin erkeği
dayanılacak bir destek gibi,
yaslanılacak bir ağaç gövdesi,
sığınılacak bir duvar gibi
düşünmedin erkeği.
Düşünmedin erkeği
bir köprü, bir tramplen gibi.
Yapayalnız çıktın yola
eşit koşullarda tanımak istedin
ve istemedin hiçbir şey erkeği sevmekten başka.

Uzaklara gidebilecek misin,
yoksa düşecek misin çamurlara?
Bilmiyorsun, direngensin ama.
Devirseler de seni yarı yolda
gene de bir yerlere varmış olacaksın
mutlaka.
Yoldaki yalnız kadın
Her şeye rağmen yürüyorsun
Her şeye rağmen durmuyorsun.

Hiçbir erkek
yalnız olamaz
bir kadın kadar.
Karanlıklar diker önüne
bir kapalı kapı.
Geceleyin hiçbir kadın
tek başına gidemez yolda.
Ama güneş, bir gardiyan gibi tıpkı,
açar uzayı sana
tan vakti.

Ama karanlıkta da yürüyorsun sen
çevrene korkuyla bakmadan.
Ve her adımın
bir güvenlik belgesidir
seni uzun süre korkutan
erkek için.
Adımlar çınlıyor taşlarda.
Yoldaki yalnız kadın.
En sessiz, en yürekli adımlar
aşağılanmış toprakta,
kendisi de yolda
yapayalnız bir kadın olan toprakta.

Blaga Dimitrova
Çeviren: Özdemir İnce