15 Aralık 2009 Salı

Fransa'da Milli Kimlik Tartışmaları-4


Göç istikrarlı bir hal alsa bile, görünürdeki hali değişim geçirmektedir. Aile buluşması kapsamında gelen kadın ve çocuklar, tedricen Mağrib’ten 1970’lerde fabrikalarda çalışmak için gelen genç bekârların yerini aldılar.

INSEE (Institut National de la Statistique et des Etudes Economiques) tarafından geçen eylülde yayınlanan bir araştırmada, Olivier Monso ve François Gleizes şu noktanın altını çiziyorlardı: “Zaman içinde, göç saikleri değişme gösterdi ve 1974’ten bu yana ailesel nedenler öne çıktı.” Gelinen ülkeler de değişti: göçmenler gittikçe, Sahraaltı Afrika ve Güneydoğu Asya gibi, daha uzak topraklardan gelmeye başladılar.

13 Aralık 2009 Pazar

Fransa'da Milli Kimlik Tartışmaları-3

Bu kısıtlamaların etkisi altında, göç dalgaları daha istikrarlı olmaya başladı: 1982’de Fransa’da 4 milyon, 1990’da 4,1 milyon, 1999’da 4,3 milyon ve 2006’da 5 milyon yabancı vardı: Fransa nüfusunun %7,4ü ila %8ine denk gelen sayılar.

Şaşırtıcı derecede değişmez bir sayı: 1980lerin başından bu yana, sanılanın aksine, göçmenlerin oranı fazla değişime uğramamıştır. Rekor sayılabilecek doğal nüfus artış oranına eklendiğinde -27 Avrupa ülkesi içinde en yükseği- bahsedilen göç dalgalarının istikrarlı hale gelmesi, komşularına nazaran, Fransa’yı bir istisna haline getiriyor. Eurostat’a göre (Avrupa İstatistik Ofisi) göçlerin Fransa nüfus artışına katkısı %20 iken, aynı oran İrlanda’da %60, Danimarka’da %70, Belçika’da %75 ve …İspanya’da %86! “27 Avrupa ülkesi için, nüfus artışı öncelikli olarak göç kaynaklı; ama Fransa, Hollanda ve Büyük Britanya bu durumun istisnalarını oluşturuyor” saptamasında bulunuyor Giampaolo Lanzieri Eurostat’ın bir yayınında.

11 Aralık 2009 Cuma

Fransa'da Milli Kimlik Tartışmaları-2


1891’de bile Fransa’da, Belçika, İtalya, Almanya, İspanya veya İsviçre’den gelen bir milyondan fazla yabancı vardı. "Histoire de familles, histoires familiales" (2005) adlı kitabın da yazarları olan nüfus bilimciler Borrel ve Simon “bu yabancılara iki savaş arasında kalan dönemde Polonyalılar, Ruslar ve Ermeniler katılacaktır” diye yazıyorlar. “1950 ve 1960’ların ekonomik yeniden yapılanma ve kalkınma dönemlerinde göçmen dalgasının yoğunlaştığını görebiliyoruz.”

1970’lerin başlarında, petrol krizi ufukta belirirken, savaş sonrası dönemin göçmen dalgalarını beslemiş olan iş gücü göçü sert bir biçimde kısıtlandı: ücretlilerin göçünün kaldırılması, gönüllü geri dönüşleri teşvik eden siyasetlerin güdülmesi (“Stoleru milyonu”), o dönemde daha belgesizler ('les sans-papiers') diye adlandırılmayanların kovulması.

ps.
Stoleru million:Lionel Stoleru dönemin Chirac hükümetinde çalışma bakanı. Fransa'daki (sayısı 3,4 milyona varan) yabancıların ülkelerine geri dönmeleri için bir milyonluk bir miktar ayırıyor.Ne var ki bu vesileyle ülkeden ayrılan ecnebi sayısı 100.000i aşmıyor.Yarısını İtalyan ve İspanyolların oluşturduğu 100.000 kişi.

9 Aralık 2009 Çarşamba

Fransa'da Milli Kimlik Tartışmaları

Milli kimlik üzerindeki tartışmalar sırasında pek çok insan Fransa’nın yaklaşık 150 senedir göç alan bir ülke olduğunu unutmuş gibi davranıyor. Komşuları 19. yüzyılda Amerika’ya milyonlarca göçmen yollarken, Fransa daha o zaman tüm Avrupa’dan gelen işçileri buyur ediyordu ki bu siyaset 20. yüzyıl boyunca da devam etti.

Fransa’nın suretini derinden dönüştüren bu karışım hali, Altıgen’i (Hexagone: biçiminden dolayı, Fransızların ülkeye verdikleri bir isim) dünyanın en çok kültürlü ülkelerinden birisi haline getirdi. Bu durumu, tarihçi Gerard Noiriel Fransa “Avrupa’nın Amerikası oldu” diye özetliyor.

19 Kasım 2009 Perşembe

Edebiyat Üzerinden Modern Türkiye’nin Sosyal Tarihi: Bir Okuma Listesi



Herkese Açık Çağrı: Modern Türk tarihini modern Türk edebiyatının hangi kitapları üzerinden izleyebiliriz? Burada önerdiğim liste hakkında fikirlerinizi bekliyorum. Siz bir liste yapsaydınız neler ekler çıkarırdınız?


Bugün bir hayal kurdum. Bir üniversite hocası olmuşum, şöyle bir ders açıyormuşum: Edebiyat Üzerinden Modern Türkiye’nin Sosyal Tarihi. Sınırlı sayıda öğrencinin kabul edildiği bir seminerdir bu. Her hafta, modern Türk edebiyatının önemli bir yapıtı incelenir. Yapıtlar konu edindikleri dönemin a) genel bir panoramasını çizmekte veya b) belirleyici önemdeki bir toplumsal çelişkisine ışık tutmaktaki başarılarına göre seçilir. Bu okumalar üzerinden ilgili dönemlerde
• toplumsal bilinci (an içinde) ve belleği (geriye dönük olarak) o dönemle ilgili hangi meselelerin meşgul ettiği, dönemin ruhuna ilham veren toplumsal çelişkinin ne olduğu
• hangi aktörlerin (kültürel bloklar? ekonomik temelli sınıflar? statü grupları? siyasi örgüt ve kurumlar? etnik veya dini cematler?) önem kazandığı, bunların aralarındaki ilişkilerin nasıl çizildiği
incelenir. Dersin metodu sosyal bilimsel, temel derdi Türkiye tarihini daha iyi anlamakla ilgilidir. Edebiyatın estetik eleştirisi ancak geri planda ve amatör düzeyde yapılacaktır. Fakat bir yandan da, edebiyat üzerinden okuduğumuz bu tarihin bir parçası olan edebiyata geri dönerek bir çember tamamlanır. Böylece, şu sorular hakkında da söyleyecek birkaç sözümüz olması beklenir:
• Toplumsal gelişimin nabzını tutma, hatta bunun eleştirel bir çözümlemesi yapma derdi bu edebi yapıtlarda ne derece temsil edilmektedir? Zaman içerisinde Türk edebiyatı bu yeteneğine ne katmış, ondan ne yitirmiştir?

Öngörülebilir gelecekte gerçekten bir üniversitede hoca olup böyle bir ders açmam söz konusu olmadığına göre, bu işi şimdi, burada, kolektif bir yaratım denemesi haline dönüştürmeyi istedim. Evet, diyelim ki dersi açıyoruz: işte açtık. Dersin hocası veya takvimi yok. Sesli düşünen bizler, ve ortaya salıverdiğimiz beyin fırtınaları, hortumlar arasındaki çarpışmalar var. Bu arada, bir tür kolaylaştırıcı rolünü gizlice ben sahipleniverdim, şu an sizler göremiyorsunuz ama, kolaylaştırıcı koltuğunda oturuyor, elimde otoriteyi temsil eden bir deniz kabuğu tutuyorum.

Şimdi, böyle bir ders için okuma listesi oluşturmaya girişsek, hangi kitapları eklemek gerekir sizce? Hatırlatayım, kitaplar estetik değerleri üzerinden değil, bir dönemin toplumsal tarihini bize anlatma yetenekleri üzerinden seçilecek – tabi çoğunun estetik anlamda edebiyatımızın en değerli eserleri arasında olması şanslı bir “tesadüf.” Ben bir liste oluşturdum ve bunun hakkındaki fikirlerinizi merak ediyorum. İlhamım bir ölçüde Berna Moran’ın “Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış” derlemesindeki incelemelerden geliyor, o yüzden oradaki seçkiyle örtüşme var. Türkiye’de yayımlanma (yazılış değil) tarihleriyle birlikte, kitapların listesi şu:

ÖNERİLEN YAPITLAR LİSTESİ

1900-1914:

• Yakup Kadri Karaosmanoğlu – Kiralık Konak, 1922

• Mithat Cemal Kuntay – Üç İstanbul, 1938

• Ömer Seyfettin – çeşitli öyküler

1914 – 1922:

• Yakup Kadri Karaosmanoğlu – Sodom ve Gomore, 1928; Yaban, 1932;

• Kemal Tahir – Yorgun Savaşçı, 1965

• Ahmet Hamdi Tanpınar – Sahnenin Dışındakiler, 1973 [tefrik: 1950]

1922-1945

• Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ankara, 1934

• Memduh Şevket Esendal – Ayaşlı İle Kiracıları, 1934

• Sabahattin Ali – İçimizdeki Şeytan, 1940

• Nazım Hikmet – Memleketimden İnsan Manzaraları, [Türkiye’de yayımlanma:] 1966-67

• Kemal Tahir – Kurt Kanunu, 1969

• Orhan Pamuk – Cevdet Bey ve Oğulları, 1982

1945 – 1960

• Orhan Kemal – Bereketli Topraklar Üzerinde, 1954

• Yusuf Atılgan – Aylak Adam, 1959

• Ahmet Hamdi Tanpınar – Saatleri Ayarlama Enstitüsü, 1962

• Yaşar Kemal – Dağın Öte Yüzü (Ortadirek, 1963; Yer Demir Gök Bakır, 1965; Ölmez Otu 1968)

• Haldun Taner – çeşitli öyküler

• Aziz Nesin – çeşitli öyküler

1960-1980

• Sevgi Soysal – Yenişehirde Bir Öğle Vakti, 1973

• Oğuz Atay – Tutunamayanlar, 1973

• Yaşar Kemal – Akçasazın Ağaları (Demirciler Çarşısı Cinayeti, 1974; Yusufçuk Yusuf 1975)

• Adalet Ağaoğlu – Ölmeye Yatmak 1973; Bir Düğün Gecesi, 1979

• Ferit Edgü – O / Hakkari’de Bir Mevsim, 1979

• Orhan Pamuk – Kara Kitap, 1990

• Metin Kaçan – Ağır Roman, 1990

1980 – …

• Latife Tekin – Sevgili Arsız Ölüm, 1983; Berci Kirsten Çöp Masalları, 1984

• Tahsin Yücel – Peygamberin Son Beş Günü, 1992

• Mehmed Uzun – Roni mina evine, tari mina mirine, 1998 [Türkçe: “Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık”, 2006]

• Murat Uyurkulak – Tol, 2002

• Orhan Pamuk – Kar, 2002


Evet, bu liste hakkındaki fikirlerinizi merak ediyorum. Bu arada, ben de bu kitapların hepsini okumadım, burada kimse uzman değil. Herkes bir ucundan tutabilir.
• Siz bir liste yapsaydınız neler ekler çıkarırdınız? Listeye neden girdiğine/girmediğine anlam veremediğiniz bir isim var mı?
• Bu kitaplar hakkındaki fikriniz nedir? (Çok gaz olanlar, yazının başındaki “dersin” konu edindiği soruları yanıtlayarak dile getirebilir bu fikirlerini)

Fikirlerinizi merak ediyorum. Oturup bu sorulardan ilhamla koca kitap eleştirileri yazmanızı beklemiyorum – tabi yazan çıkarsa bu muhteşem bir şey olur. Ama, evet, fikirlerinizi merak ediyorum. Buyurun buradan yakın…