15 Kasım 2010 Pazartesi

Siz de kendi rock grubunuzu kurabilirsiniz...



Sıkıcı bir iste calisiyor olabilirsiniz. Saclariniz dokuluyor olabilir. Fakat siz de bir vakitler rockstar olmayi hayal ettiniz. Siz isinize devam edin, biz rockstar olmanin en keyifli yanlarini evinize getiriyoruz. Evet, tahmin ettiginiz gibi rockstar olma hayallerinin en can alici noktasi gelecekteki gruba isim bulma faslidir elbette. Buyrun siz de yorumlarinizla katkida bulunun, hayalinizdeki grup ismini bizimle paylasin.


Grup
Tarz
Koken
Yerli
Iyisaatteolsunlar
punk/hardcor
Bursa
Yirmi Sekiz Çelebi
elektronik/world/serbest jaz
Istanbul
Sesleniş
etnik/protest
ODTU
Zincir
ağır metal
Ankara
Katarakt
alternatif rock
Kadikoy
Maykılceksın
bildigin punk
Taksim
Reaya
hard rock/progressive rock
Istanbul
Gitme*
Anadolu rock/pop
Bayburt

*Grup Gitme’nin sayin basbakanin torununun dugununde canli calacagi ogrenildi.

Yabanci
Virgin Anxiety
elektronic/alternative
Londra
"Eskimo Science" Rolling Stones tarafindan '2011'in en zeki albumu' secildi
The Reasons Unknown
alternative/rock
Essex
The Unintended Consequences
alternative/progressive rock
Essex
The Reasons Unknown gitaristi Mark Bowey'in yan projesi
The Sgt. Pepper's Horny Punks Club Band
disco punk
Liverpool
The Twin Borthers
elektronic/dance
New York
Stage name of the DJ John Graham Twin
Carnal Territory
trip hop
San Francisco
Ilk albumu "Something went terribly wrong" ile aman bu gruba dikkat dedirten Carnal Territory'nin bu gidisle 'ucuncu albumunde basyapit lezzeti yakalayan gruplar' arasina girmesi muhtemel.
Dead Presidents Family
hard rock/hardcore
Los Angeles
The Middle Kingdom
Arctic Monkeys gibin
Brighton
The B.A.N.D.
post-rock
Vancouver
Onde gelen albumleri "The Universal Lovemaker"


14 Kasım 2010 Pazar

Kitap Eleştirisi: Antropoloji Tarihi


Antropoloji Tarihi
Thomas Hylland Eriksen ve Finn Sivert Nielsen
İletişim Yayınları, 2010, 296 sayfa
Çeviren: Aksu Bora

Antropoloji bilimi nedir; neyi araştırır, nasıl şekillenmiş ve günümüzdeki konumuna gelmiştir? Antropoloji, bugünün halklarını anlamak adına bize ne gibi kuramsal perspektifler kazandırmıştır ve bu perspektifler, farklı disiplinlerin etkisinde, ne gibi dönüşümler geçirmiştir? Kabaca özetlemek gerekirse, elimizdeki kitap bu sorulara yanıt arıyor.

sunday morning

morning.
fresh air.
a ticklish breeze.
playful drops of rain.
early sunday.
behind the windows of the third world.
scents of dark roasted coffee and souls.
beautiful men and beautiful women.
sunday.
without the sun.
still a great day to exist.

Dekadans… Birleşemeyen Bedenler, Aşk Yoksunu Bireyler ve Yalnızlık Karası

Kadın oturuyor, derisi yıpranmış bir bar taburesinde. Kafası bir dünya, hayallere boğulmuş çünkü. Geleceğin yükünü taşımak ıstırapların en ağırı olmalı... Hayaller, ki pek çoğu gerçekleşmeyecek, çünkü gerçekleşmeyeceği için hayal denmiş ve gece gündüz tahayyül edilmiş, bir viski kadehinin içine hapsolmuş, eriyen buzlara karışmış, dans ediyor. Hayaller, ki hayatı güzel kılmalı, çünkü güzel günlerin esansını taşıyor yokluğunda, ilk kez gözünü bu denli korkutuyor. Kadın oturuyor, çünkü atacağı her adım, onu okyanuslar ötesine götürüyor... Costanza’ya, Odessa’ya, Sivastopol’a, İstanbul’a... İstanbul’a.

Kadın, ağzı var fakat dili yok, dilini kaybedeli çok olmuş farklı ülkelerde... Yüzükleri onun adına konuşuyor. Mavi, narin bir gül olmuş kelimeleri sözgelimi, ya da sağ parmağa takılmış bir alyans, pırıl pırıl, hapsoluşunu haykırıyor. Altının ışıltısı yüzünün rengine karışıyor. Gelecek tahayyülü, geçmiş acıları yansıtıyor ve korkuları. Güzel olan herşey yel olmuş sanki, göçüp gitmiş barın açık kapısından. Güzel olan herşey çekip gitmiş de geriye bir tek gözleri kalmış. Onlar ise mahsun, odağı belirsiz, anlamı yalnız, soğuk, esrik. O gözler ne dünyalar görmüş, ne insanlar tanımış, bazen gülmüş, bazen ise yaşlara boğulmuş.

Kadın, taksi sarısı ayakkabılar giyiyor. Ayakları, özgür, kayıtsız ve huzurlu, yunuslar gibi bir dalıp bir çıkıyor. O ayaklardı ki daha düne kadar ona mutluluğu yaşatan, hayatın sırrını taşıyan... Şimdi ağa takılmış balıklar gibi, ölüm titreyişlerini gerçekleştiriyor. Sessiz bir çığlık tüm odayı yırtıp geçiyor, bir ben duyuyorum, o duymuyor.... Kimsesizliğinde nasırlaşıyor hisleri.

Kadın... ve omuzları. O omuzlara hapsolan tek bir ben olabilmek için sırada bekliyor salyası akan elli kara köpekler. O omuzlara dokunabilmek, o omuzlarda hayatı değerli kılmak, o omuzlarda özgürleşmek, o omuzlara boşalabilmek, o an kimilerine dünyadaki yegane amaç oluyor. Müzik onun için değişiyor, içkiler onun adına ısmarlanıyor, kadehler onun adına kalkıyor. Spasibo! Prost! Zum Wohl! Şerefe!

Kadın.... ve ben. Çivi olmuş mıhlanmışım kirli bir masanın ardına, içkimin içinde oynaşan hava kabarcıkları gibi olmak istiyorum bir an. Sonumun nerede biteceğini bilmeden yükselmek istiyorum, uçmak, kaybolmak tamamen, yokolmak. Kaybolurken onu da çekip almak belki de. Oysa daha düne kadar süzülen ruhu bugün bir taş olmuş, cansız. Korkusunda çürüyor. Ey heybetli Cioran, ey çürümenin yazarı, tüm dünyayı kara kömüre boyamak, bize bırakacağın tek miras mı olmalı...

Ve kadın... ve ben... ve onlar, ve kaldırımlar, yazdıklarımla sesimi tak tak işitecek Necib’in aç köpekleri... ve kahrım ve yalnızlığım. Derdimi anlayan birkaç insan. Tanıklığını yaptığım pırlantadan gözyaşların teker teker bardağıma damlayan. Heyhat! Senden yoksunluğum ve insanlığa nefretim. İnsanlık kötü, insanlık çirkin, ahlaksız ve kirli. Çöküşüm seninle olmalı, çöküşümde sen olmalısın, senden bir parça benimle kaybolup gitmeli, tarihe gömülmeli...

Fakat her Antonioni filmi gibi bunun da sonu mutlu olmayacak. Belki kader, belki keder, belki postmodern bir huzursuzluk. Hepsi bir yalandan ibaretse eğer, acıyla yoğrulmanın, zamanla pişmenin, ne önemi var. Yozlaşan ve kararan ruhlar, aşık periler, ölü canlar.

5 Kasım 2010 Cuma

5 Kasim 2010 Bogazici Universitesi olaylari

Bugun Basbakan Recep Tayyip Erdogan Bogazici Universitesi'ndeydi. Onunla birlikte polisler de. 5 yillik Bogazici Universitesi deneyimimde, okulda bir kere bile polis gordugumu hatirlamiyorum. "Alanci karsiti" olarak bilinen bir kulubun (Isletme Kulubu) dort yil boyunca aktif uyesi olan biri olarak, bu dort yilda okula polis girdiyse benim hatirlamam lazim. Kesin girmistir, ama ben hatirlamiyorum.


Bugun okula polis girmis, demokratik hakkini kullanan ogrencileri tartaklamis, kampusu biber gaziyla zehirlemis.

Kampusu romantize etmek degil amacim. Cem Berk Aydin, o kampusu nasil gordugumuzu cok iyi anlatmis http://www.avazavaz.org/ internet sitesinde: "Bugun malum olaylara sahne olan o yasam alaninda biz yillardir istedigimizi soyleyebiliyoruz. Istedigini soyleyebilen digerlerini anlayarak, istedigini soyleyebilen digerlerini yargilamadan, o yasam alanina her bireyin ayri ayri yadsinamaz katkilar yaptiginin farkinda olarak."

Sonra, bugunku olaylarin akillarda silinemeyecek soru isaretleri biraktigini soylemis.

Silinemeyecek soru isaretlerinin ortaya cikmasindan cok, gitgide kalicilasan unlemlerle dolu benim kafam. Demokratiklesmeden anladigi, dort-bes yilda bir secim duzenleyip oylarin cogunlugunu alamasa da iktidar olmak ve her kamu kurumuna kendi yandaslarini getirmek olan bir siyasi hareketin ve onun liderinin gercek ve dinamik bir demokrasiye tahammulsuzlugunun ne ilk ne de son gostergesi bugun olanlar.

Gercek demokrasilerin ayirt edici ozelligi, toplumsal hayati duzenleyen kararlarin bu kararlardan etkilenecek kitlenin katilimiyla alinmasidir. Bu katilim, yalnizca secim mekanizmasiyla saglanmaz. Iki secim arasinda gecen surede alinan kararlarin kitlenin katilimiyla alinabilmesi icin, secmenlerinin goruslerini yansitan milletvekilleri, bir tartisma platformu olarak basin, goruslerin sekillenmesi ve somutlasmasi icin partiler ve sivil toplum orgutleri, goruslerin dogrudan ifade edilebilmesi icin gosteriler gibi daha bircok mekanizmanin islemesi gerekir, ustelik bu mekanizmalar secimlerden cok daha elzemdir. Tam da bu yuzden, ustu ortuk bir sekilde entellektuel cevre tarafindan kabullenilen "askeri secimle gonderemiyorduk, AKP iktidarini secimle gonderebiliriz, o yuzden bu demokratik" argumanini gecerli sayamayiz. AKP, Turkiye'de demokrasiyi yerlesiklestirecek mekanizmalari ve diyalog sureclerini calistirmamayi tercih ediyor, gercek bir demokrasi yerine gercek bir hegemonya tesis ediyor.

Bugun Bogazici'nde olanlar, tum bunlarin bir diger gostergesi. Icsellestirdigimiz bir mekanda olup bittiginden, bugun olanlar icimizi bir nebze daha cok yakiyor elbette. Ama bunlar ne ilk ne de son. Demokrasiden beklentilerimizin AKP'nin sagladiklariyla sinirli olmadigini (demokratik haklarimizi kullanarak) yuksek sesle haykirmadikca, hegemonyanin kurulusu hizlanacak.

Kafalarda olusan isaretleri eyleme cevirmenin zamanidir.

Not: Bu yazi, kullandigi dil nedeniyle o sekilde anlasilma potansiyeli barindirsa da, Fikir Mahsulleri Ofisi'nin toplu gorusunu yansitmaz.