2 Nisan 2014 Çarşamba

Ankara Büyükşehir Belediye seçimlerinde hile yapıldı mı?


Alper Yağcı, siyaset bilimi doktora adayı, Massachusetts Amherst Üniversitesi

Hile yapılıp yapılmadığı tanık ifadeleri, fotoğraflar, tutanak vb belgeler ile ispatlanabilir. Ayrıca sandık bazlı oy verisi istatistiki metotlarla analiz edilerek bu konuda bir kanaat oluşturulabilir. Sandık bazlı Ankara seçim verilerini bu gözle analiz ettim. Çıkan sonuçlar hile şüphesini artıracak nitelikte: Katılım oranının %100’ü geçtiği şüpheli sandıklardan çıkan oylar Ak Parti adayı Melih Gökçek’in oy oranını anlamlı ölçüde artırmış, CHP adayı Mansur Yavaş’ın oy oranını düşürmüş. Ayrıca geçersiz sayılan oyların daha yüksek olduğu sandıklarda da sistematik olarak Melih Gökçek aynı şekilde avantaj elde etmiş.

Twitter kullanıcısı @erenyanik’ın (https://docs.google.com/file/d/0B5DCb-yenw1pTzllQndweC1nYXM/view?sle=true adresinde) paylaştığı ham sandık verilerini analize tabi tuttuğumuzda görüyoruz ki Ankara genelindeki 12230 sandıktan 180’inde katılım %100’ü geçmiş. Yani bu sandıklarda kayıtlı seçmen sayısından daha fazla sayıda seçmen oy kullanmış. Bazı sandıklarda oran %125’i bulmuş. Peki usulsüzlüğe konu olduğundan şüphelenmemiz gereken bu sandıklardaki oy dağılımı, Ankara’daki diğer sandıklardakinden farklı mı? İstatistiki analiz gösteriyor ki evet, farklı. Ak Parti’nin oy oranı diğer sandıklarda %43.5 iken şüpheli sandıklarda %56.2. CHP’nin oy oranı ise diğer sandıklarda %41.5 iken şüpheli sandıklarda %25.8. Farklar statistiki olarak anlamlı. 



İyi güzel de, fazla kullanılan şüpheli oy sayısı, seçim sonucunu tek başına değiştirecek kadar yüksek sayıda görünmüyor. Daha önemli bir manipülasyon Mansur Yavaş’a giden oyların hileli biçimde geçersiz sayılmasıyla yapılmış olabilir, zira toplamda 124,075 gibi önemli miktarda geçersiz oy var. Geçersiz oyların çok çıktığı sandıklarda oy dağılımı nasıl olmuş? Bunu analiz ettiğimizde görüyoruz ki sandıklardaki geçersiz oylar kullanılan toplam oya oranla arttıkça, Gökçek – Yavaş farkı da artıyor. Sandık başına geçersiz oy oranındaki her 1 puanlık artışla birlikte, Gökçek – Yavaş farkı da 6 puana yakın artmış. Bu etki yine istatistiki olarak anlamlı. 


Şu da ileri sürülebilir ki geçersiz oy oranı bilinçli bir manipülasyondan ziyade, sandığın bulunduğu bölgenin özellikleriyle ilişkili olabilir. Örneğin eğitim seviyesinin düşük olduğu (ve AKP'nin oy oranının CHP'ninkinden zaten yüksek olması beklenecek) çevre ilçelerde seçmenlerin dikkatsizliği nedeniyle daha çok geçersiz oy çıkmış olabilir. Durumun bundan ibaret olup olmadığını kontrol etmek için geçersiz oylarla ilgili yukarıdaki analizi bu sefer sandıkları ilçe bazlı gruplara ayırarak karşılaştıralım. Sonuç gösteriyor ki, aynı ilçe içinde dahi sandık başına geçersiz oy oranı arttıkça Gökçek - Yavaş farkı yine istatistiki olarak anlamlı biçimde artıyor. Bu da şüphemizi kuvvetlendiriyor. 



Aynı ilçe içinde dahi seçmenin parti tercihi mahalle bazlı değişiyor elbette. Geçersiz oy oranının daha yüksek olduğu mahalleler zaten AKP'nin kuvvetli olduğu yerler olabilir. O konuda da bir fikir sahibi olabilmek için veriye daha da yakınlaşıp analizi seçim alanı (yani oy kullanma noktası, okul) bazlı ayrıştırmak mümkün. Bunu yapmaya benim bilgisayarımdaki yazılımın hafızası yetmiyor, ancak İsveçli Dr. Erik Meyersson yapmış (http://erikmeyersson.com/2014/04/01/is-something-rotten-in-ankaras-mayoral-election-a-very-preliminary-statistical-analysis/ adresinde mevcut). O analizden ortaya çıkan şu ki aynı oy kullanma alanı içinde dahi sandık başına geçersiz oy oranı arttıkça Gökçek - Yavaş farkı yine artıyor. Bu sefer etki daha az görünüyor haliyle, fakat hala sistematik bir etki var.

Bu veriler hukuki bir isnat olan seçim hilesini ispatlamaz, ancak hile yapıldığına dair yaygın kanaate destek oluşturacak nitelikte. Rakamların bize şimdilik söylediği: “Ankara seçimlerinde Melih Gökçek lehine usulsüzlük yapılmamıştır” diyemeyiz!

27 Ekim 2013 Pazar

Türkiye'de Caz Belgeseli



Dün akşam Beşiktaş'taki Bahçeşehir Üniversitesi'nde bir belgesel izledim.

Türkiye'de Caz, aslında ekşi sözlük'te dolanırken karşıma çıkan bir entry sayesinde haberdar olduğum bir belgeseldi. Google hazretlerinde biraz araştırınca sadece belirli yer ve tarihlerde gösterim şansı bulan bir yapım olduğunu görüp mevcut ilk gösterim için yer ayırttım. Dün de gidip izleme fırsatı buldum. Bloga uzuuun aradan sonra yazdığım bu yazıda biraz bu belgesel ve ona dair izlenimlerimden bahsedeceğim.

7 Haziran 2013 Cuma

“Occupy Istanbul,” the “Turkish Spring,” or Something Else? Understanding the Protests in Turkey

ALPER YAGCI


Turkey was no democratic paradise before Erdogan’s JDP came to power. But the balance of power was such that no single actor (be it a party, civil association, or the military itself) was powerful enough to impose its will on the society, even if they wanted to. Now that the JDP is so powerful and without serious rivals, the country cannot afford anything other than becoming truly democratic so as to safeguard liberties against a tyranny of the majority, and that has not been happening. The result is greater polarization, which erupted in this week’s protests.

This is an abridged version of a longer essay I posted here in June 2013. I wanted to cut it down to a more manageable size so that it would actually be read. 

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Toplumsal olay polisliği, mekansal denetim ve İstanbul’da 1 Mayıs


İstanbul’da 1 Mayıs’ların bol dumanlı, tazyikli, biberli tarihine bir yenisi daha eklendi. Emek sömürüsünden, sendikal hak ihlallerinden belki de en çok bahsetmemiz gerektiği bir günde Taksim yasağı, sıkıyönetim uygulamalarını hatırlatan tedbirler ve bunlara direnen gruplara karşı polisin güç gösterisini konuşuyoruz. Diyarbakır’da, Adana’da, İzmir’de, Ankara’da, Mersin’de mitinglerde neler söylendi, bildirilerde neler okundu haberimiz bile yok. Birçoğumuzun haklı tepkisi sosyal medya duvarlarına misliyle yansımış durumda. Peki şapkayı önümüze koyup düşünmek gerekirse İstanbul’daki olağanüstü hali nasıl değerlendirmeli? Bunu kentte 2007 ve 2008’de yaşananlarla nasıl karşılaştırmalı? Ben bu yazıda öncelikle toplumsal olay polisliğinin günümüzde önemli bir unsuru olan mekansal denetimi ve bunun nasıl bir siyasi anlatı üzerine bina edildiğini tartışacağım. Akabinde, Taksim Meydanı gerginliği özelinde İstanbul’da yaşananları değerlendireceğim.

26 Nisan 2013 Cuma

Petrol, Sınıf Çatışması ve Uluslararası Siyaset: Hugo Chávez döneminde Latin Amerika ve Venezuela

Alper H. YAĞCI



Venezuela başkanı Hugo Rafael Chávez Frías 5 Mart 2013’te, 58 yaşında, kuşağının en çok tartışmaya yol açmış siyasetçisi olarak öldü. Bugün Chávez’in ismi birbirine taban tabana zıt iki hikayenin merkezinde yer alıyor: Birinci hikayeyegöre Chávezülkesinde büyük felaketlere yol açmış yolsuz bir diktatör—ne eksik ne fazla. Diğer hikayeye göreyse Chávez, ekonomik bir mucize yaratarak halkını refaha kavuşturmak adına mücadele vermiş bir devrim kahramanı. Bu sırada Venezuela halkı yeni bir başkan seçmek zorunda ve bu yalnızca Venezuela siyaseti için değil küresel dengeler açısından da önemli bir seçim olacak. Chávez’in mirasını değerlendirmek için anlatılan hikayelerde de haliyle seçim öncesi algıları etkileme çabası var.
 
Peki Chávez dönemini siyasal-iktisadi bir perspektiften inceleyip mevcut veriler ışığında değerlendirdiğimiz vakit nasıl bir tabloyla karşılaşıyoruz? Abartılı hikayelerin yarattığı kişi kültünden yayılan haleye gözlerimizi kısıp, yaşanan deneyimi tarihsel ve coğrafi bağlamına oturtarak incelememiz gerekiyor. Bu yazıda bunu yapmaya çalışacağım. Birinci kısımda Latin Amerika’da 2000’li yıllarda bir dizi sol lideri iktidara taşıyan yakın tarihe göz atıp Venezuela’nın bu dalga içindeki yeri konumlandırılacak. İkinci kısımda, Venezuela petrollerinin ülke siyasetinde oynadığı rol Chávez’in radikal ekonomi deneyini koşullayan temel bir yapısal faktör olarak ele alınacak. Ardından gelen kısımlarda Chávez’in belli başlı politikaları ve bunların bugün gözlemleyebildiğimiz ekonomik sonuçları ana hatlarıyla incelenecek.

Benim bu incelemeden çıkardığım ders şu: Chávez’le birlikte Venezuela petrolleri üzerinde devlet hakimiyetinin önemli bir muhalefete rağmen kavga dövüşle güçlendirilmesi, bu kaynağın daha geniş nüfus kesimlerinin ihtiyaçları için yönetilmesinin yolunu açtı. Nitekim uygulanan politikalar eşitsizliği ve yoksulluğu azalttı. Fakat ülkenin siyasal gelişiminde önemli sıkıntılara yol açmış olan "petro-devlet" tarz-ı siyasetinin bambaşka bir yordama yerini bıraktığını düşünmek bir yanılgı olur, çünkü Chávez’in uluslararası sermayeyi ve ABD’yi bu derece karşısına alabilmesini sağlayan da hükmettiği petrol kaynağı. Başta yüksek kamu harcamaları olmak üzere uygulanan bir dizi heterodoks politikayı ve uluslararası sahada aynı ölçüde otokratik bir çizgiyi bu tarz doğal kaynaklara sahip olmayan bir ülkede tekrarlamak çok daha zor olacaktır. Chavizm deneyiminden sol için dersler çıkarmaya çalışan gözlemcilerin, bu hareketi ortaya çıkaran ve ona sıradışı özerklikte bir eyleyicilik kazandıran tarihsel-coğafi koşulları iyi çözümlemesi elzem.