Blog, Boğaziçi Üniversitesi vesilesiyle tanışan bir grup arkadaşın eseridir. Blogda "serbest kültür çalışmaları" diye tanımlanacak denemeler yer alır. Yazarları bir araya getiren, ortak siyasi duruş veya estetik beğeni değil, özgür düşüncenin meyvelerinin değerli olduğuna duyulan inançtır. Bize ulaşmak için: fmoblogu@gmail.com
Türkiye tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Ocak 2015 Çarşamba
16 Türk devleti?
Sağlaması otoriterlik ve militarizm ile yapılan bir milliyetçilik bizimkisi. Toplumun özeti devlet, devletin özeti de zorbalık aygıtı. Bir müsamere yapılacaksa neden bir Kaşgarlı Mahmud, bir Takiyüddin, bir Evliya Çelebi orada olmasın? Hayli keyfi Türklük kriterlerinin müsaadesiyle, bir İbn-i Sina, bir Harezmi? Balyan biraderleri, Zilciyanları görmeyi bekleyen yok ama bir Mimar Sinan? Sonra da şikayet edip duruyoruz, neden Sinan tanınmıyor, neden hep "barbar" biz oluyoruz, ve saire ve saire...
Etiketler:
16 Türk devleti,
AKP,
ataerkillik,
cumhurbaşkanlığı,
devlet,
milli kimlik,
milliyetçilik,
Osmanlı İmparatorluğu,
Recep Tayyip Erdoğan,
tarih,
Türk siyaseti,
türkçe,
Türkiye tarihi
21 Mart 2012 Çarşamba
Türkiye’de sol siyaset imkanı ve imkansızlığı
Türk siyasetinin geçmişine dair bildiklerimiz ve
geleceğine dair öngörebildiklerimiz ışığında, sol siyaset nereye gitmekte?
Solun parti düzeyinde kurumsallaşması, kitlelerce benimsenmesi, anlamlı
politikalar üretip siyasete yürütme makamından katılması mümkün görünüyor mu?
Ben burada görece olumsuz bir yanıt veriyorum, ve bunun yakın dönemdeki başlıca
nedeni olarak da Kürt sorununa odaklanıyorum.
- Türk(iye) solu Kürtlerden uzak durduğu ölçüde yoksullardan uzak duruyor. Çünkü yoksulluk, başka hiçbir toplumsal kümenin (coğrafi, mezhepsel, mesleki) olmadığı kadar Kürtlerin yakasına yapışmış bir lanet... Açıktır ki yoksullara hitap edemeyen bir sol siyasetin toplumsal tabanı oldukça güdük kalacaktır.
- Buna paralel biçimde, Kürtler Türk solundan uzaklaşıp siyasi umutlarını etnik-milliyetçi bir silahlı harekete bağladıkları ölçüde Kürtlükleri yoksulluklarının önüne geçiyor, gerek kendilerinin gerek dışarıdan bakanların algılarında onların kimliğini belirleyen başlıca unsur oluyor. Bu algı, etnik ayrımları önemsiz kılabilecek sınıf içi veya sınıflar arası koalisyon imkanlarından Kürtleri dışlıyor.
- Aynı zamanda, Kürtler Türk(iye) solundan uzaklaşıp siyasi umutlarını etnik-milliyetçi bir silahlı harekete bağladıkları ölçüde; Kürt meselesini bir asayiş sorununa tercüme etmek milliyetçi-muhafazakar seçkinler için daha kolay ve kamuoyu karşısında savunulabilir bir politika haline geliyor. Bu asayiş sorunu ile baş etmek için iç güvenlik odaklı bir asayiş aygıtını her daim tetikte ve operasyonel tutmak icab ediyor.
- Sonuç olarak, asayiş aygıtının serbest ve etkin biçimde hareket edebilmesi için oluşturulan siyasal-yasal ortamda her türlü toplumsal muhalefet hareketini Kürt meselesinin yarattığı asayiş sorunu ile ilişkilendirerek gayrımeşru ilan etmek ve zor kullanarak susturmak milliyetçi-muhafazakar seçkinler için mümkün oluyor. Genel kamuoyu, yapılan işten rahatsızlık duymak bir yana, alkışlıyor. Böyle bir ortamda anaakım sol, asayiş aygıtının bu saldırılarını üzerine alınıp tepki gösteremiyor. Bu tepkisizlik, solu Kürtlere uzak kılıyor, genel toplumsal muhalefet imkanlarına yapılan baskı neticesinde de sol siyasetin örgütlenme yeteneği ayrıca bir darbe yemiş oluyor.
- Tüm bu dinamikler birbirlerini pekiştirerek, uluslararası gelişmelerden kaynaklanabilecek veya yukarıda sayılan toplumsal/siyasi aktörlerden birinin ani bir strateji değişikliğine gitmesi ile tetiklenebilecek büyük ölçekli bir değişiklik olmadan çözülemeyen bir nedensellik yumağı oluşturuyor. Her bir dinamik bir diğerinin devam nedeni oluyor.
Etiketler:
AKP,
BDP,
CHP,
Kürt Sorunu,
PKK,
siyaset,
sol,
terörle mücadele,
Türk siyaseti,
Türkiye tarihi
21 Kasım 2010 Pazar
Edebiyat Üzerinden Modern Türkiye'nin Tarihine Ek
Aşağıdaki yazı Alper'in eski bir yazısının ardından kaleme alınmıştır.
Hedeflenen amaç için seçilen kitaplar gayet isabetli aslında. Ama listeye bakınca benim gözüme iki eksik çarptı hemen: Yusuf Atılgan ve Oğuz Atay. Esasen bu iki isim de, eserlerinin, sıfatları en kaba ve klişe anlamda kullanacak olursak "toplumcu" yönleriyle değil daha ziyade "bireysel" özellikleriyle öne çıkan isimler. Ancak, Oğuz Atay, her ne kadar geç yayınlamaya başladığı ve erken öldüğü için romancılığı bir parça ergenlik -hadi gençlik diyelim- çağında kalıp olgunluk düzeyine erişememiş olsa (Günlük'de dediği gibi Türkiye'nin Ruhu'nu yazabilseydi her halde bu listede kafadan yer alırdı) ve Tutunamayanlar da son tahlilde en nihayetinde bir "gençlik" romanı olsa bile, bu listede yer verilebilir.
Özellikle, Tutunamayanlar'ın "Şarkılar" bölümü (Nabokov'un Solgun Ateş'inden biçimsel olarak esinlenme olsa da) Selim Işık tarzını ve aslında tipik bir Türk aydınının şeceresini ve düşünce biçimini ortaya koyuyor, çok sağlam bir mizahi alt yapı ve alt metinle. (Ahmet Oktay'dı yanılmıyorsam, 84'de, Oğuz Atay'ı Günlük ile tekrar tanıtan Enis Batur ve Ömer Madra'yı onun aslında çok da kuvvetli olan sosyalist yönünü "ignore" etmekle itham etmişti. Belki de çok haksız değildi.)
Yusuf Atılgan'a ve bu listede özellikle yer alması gerekir diye düşündüğüm Anayurt Oteli'ne gelince:
Aslında bu roman bizim edebiyatımızda şu bakımdan bir ilk. Tam olarak neden bilmiyorum ama "toplumsal" sıfatını ilk akla gelen anlamında daha ekonomik içerikli değil de psikolojik ve taşra-merkez (hem coğrafi hem ruhsal) ilişkisi anlamında kullanırsak bu listede de yer alması gerekir. Bizim edebiyatımızda, romancılar ve hatta şairler kahramanlarını hep intihar ettirirler ve masum, acı çeken, toplum tarafından anlaşılamamış, zararı başkasına değil kendisine olan bu tipleri biz çok severiz (Selim Işık'ı kim sevmez?). Ama Zebercet, sonunda o da intihar etse de, adeta nedensiz bir cinayet de işler. Tam bir çözümleme yapmaya muktedir değilim ancak, romandaki resmi günlerin işlenişi (29 Ekim, 10 Kasım), cumhuriyetin taşrasının coğrafi olmaktan çıkarak adeta ete kemiğe bürünmesi, Türk taşrasına özgü bastırılmış, karanlık, tuhaf bir cinsellik (hatta belki eşcinsellik) bu romanı edebiyatımızda çok başka bir yere koyuyor.
Bir de enteresan olan, bizim modern edebiyatımızda büyük şehirlerde yaşayan kahramanlar intihar ederken, taşradakiler başkasını öldürüyor. Selim Işık-Zebercet karşıtlığı gibi. Albert Camus, Sisifos Söyleni'ne "İncelenmeye değer tek felsefi sorun intihardır" diye başlar. Daha sonra yazdığı Başkaldıran İnsan'a ise, "İncelenmeye değer tek felsefi sorun cinayettir" diye başlar. Bu bakımlardan, bu iki roman da, "modern" Türk insanının çevre-merkez ilişkisindeki, sosyal-psikolojik aşamalarını ortaya koymak bakımından bu listede yer alabilir diye düşünüyorum.
Tabi yine, bu romanları estetik değerleri bakımından değil, amacına uygun olsun diye öneriyorum ama "estetik anlamda edebiyatımızın en değerli eserleri arasında olması şanslı bir “tesadüf." Gerçi heralde, ben bu kafayla, mevzu aslında şiir olsa, gerekli kulpları takıp Edip Cansever'i en toplumcu şairimiz ilan edicem ama olsun.
Hedeflenen amaç için seçilen kitaplar gayet isabetli aslında. Ama listeye bakınca benim gözüme iki eksik çarptı hemen: Yusuf Atılgan ve Oğuz Atay. Esasen bu iki isim de, eserlerinin, sıfatları en kaba ve klişe anlamda kullanacak olursak "toplumcu" yönleriyle değil daha ziyade "bireysel" özellikleriyle öne çıkan isimler. Ancak, Oğuz Atay, her ne kadar geç yayınlamaya başladığı ve erken öldüğü için romancılığı bir parça ergenlik -hadi gençlik diyelim- çağında kalıp olgunluk düzeyine erişememiş olsa (Günlük'de dediği gibi Türkiye'nin Ruhu'nu yazabilseydi her halde bu listede kafadan yer alırdı) ve Tutunamayanlar da son tahlilde en nihayetinde bir "gençlik" romanı olsa bile, bu listede yer verilebilir.
Özellikle, Tutunamayanlar'ın "Şarkılar" bölümü (Nabokov'un Solgun Ateş'inden biçimsel olarak esinlenme olsa da) Selim Işık tarzını ve aslında tipik bir Türk aydınının şeceresini ve düşünce biçimini ortaya koyuyor, çok sağlam bir mizahi alt yapı ve alt metinle. (Ahmet Oktay'dı yanılmıyorsam, 84'de, Oğuz Atay'ı Günlük ile tekrar tanıtan Enis Batur ve Ömer Madra'yı onun aslında çok da kuvvetli olan sosyalist yönünü "ignore" etmekle itham etmişti. Belki de çok haksız değildi.)
Yusuf Atılgan'a ve bu listede özellikle yer alması gerekir diye düşündüğüm Anayurt Oteli'ne gelince:
Aslında bu roman bizim edebiyatımızda şu bakımdan bir ilk. Tam olarak neden bilmiyorum ama "toplumsal" sıfatını ilk akla gelen anlamında daha ekonomik içerikli değil de psikolojik ve taşra-merkez (hem coğrafi hem ruhsal) ilişkisi anlamında kullanırsak bu listede de yer alması gerekir. Bizim edebiyatımızda, romancılar ve hatta şairler kahramanlarını hep intihar ettirirler ve masum, acı çeken, toplum tarafından anlaşılamamış, zararı başkasına değil kendisine olan bu tipleri biz çok severiz (Selim Işık'ı kim sevmez?). Ama Zebercet, sonunda o da intihar etse de, adeta nedensiz bir cinayet de işler. Tam bir çözümleme yapmaya muktedir değilim ancak, romandaki resmi günlerin işlenişi (29 Ekim, 10 Kasım), cumhuriyetin taşrasının coğrafi olmaktan çıkarak adeta ete kemiğe bürünmesi, Türk taşrasına özgü bastırılmış, karanlık, tuhaf bir cinsellik (hatta belki eşcinsellik) bu romanı edebiyatımızda çok başka bir yere koyuyor.
Bir de enteresan olan, bizim modern edebiyatımızda büyük şehirlerde yaşayan kahramanlar intihar ederken, taşradakiler başkasını öldürüyor. Selim Işık-Zebercet karşıtlığı gibi. Albert Camus, Sisifos Söyleni'ne "İncelenmeye değer tek felsefi sorun intihardır" diye başlar. Daha sonra yazdığı Başkaldıran İnsan'a ise, "İncelenmeye değer tek felsefi sorun cinayettir" diye başlar. Bu bakımlardan, bu iki roman da, "modern" Türk insanının çevre-merkez ilişkisindeki, sosyal-psikolojik aşamalarını ortaya koymak bakımından bu listede yer alabilir diye düşünüyorum.
Tabi yine, bu romanları estetik değerleri bakımından değil, amacına uygun olsun diye öneriyorum ama "estetik anlamda edebiyatımızın en değerli eserleri arasında olması şanslı bir “tesadüf." Gerçi heralde, ben bu kafayla, mevzu aslında şiir olsa, gerekli kulpları takıp Edip Cansever'i en toplumcu şairimiz ilan edicem ama olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

