13 Mart 2009 Cuma

Türkiyeli entelin arabeske doyduğu an: Müslüm Gürses

Bol sütlü çikolata reklamlarından aparılmış bu başlıkla ve günün bu saatinde yazılmış bir blogpost'la ciddiyet beklemesin kimse benden. Kültürel çalışmalar literatürüne uzaktan göz kırpan Sabah Şekerleri sohbeti bekliyor sizi aşağıdaki satırlarda.

Şimdi evvela başlığımızda geçen kavramları teker teker ele alalım ki anlam kargaşalarına yol açmak gibi olmasın:
1- Türkiyeli entel: Bu insanlar biziz arkadaşlar (ki farkındaysanız entel[l]ektüel -bu ikinci L şaibeli olduğu içün parantez içinde- demedim). Bunlar Cihangir'de Firuzağa Kahvesi'nde gönül dostlarıyla seviyeli sohbetler ederken Edip Cansever'den Cemal Süreya'dan şiirler okuyan, Nouvelle Vague konseri için Babylon kapılarında saatlerce bekleyen, Andrei Tarkowsky'den Kim Ki Duk'a geniş bir coğrafyanın sinema ürünlerini hatmetmiş, illa ki ama illa ki hayatının bir döneminde Nietzsche okumaya merak sarmış, yaşları 20 ile 40 arasında değişen bir grup. Bu grup siyaseten (nispeten) bilinçlidir, genellikle sol liberalizme ve yeni sola eğilimlidir, oyunu kitle partilerine vermekten çekinir. Dinle olan ilişkisi çok gevşektir ("Tanrı'ya inanmıyorum ama bir güç var" klişesi açıklayıcı olabilir), içki içerler, ibadet etmezler, ama Orta Doğu'nun Müslüman ülkelerine yapılan gezilerde camiler özellikle gezilir, başörtülü fotoğraflar çektirilir, Ramazan ayında arkadaşlarla iftara gitmek bir "kültürel değer" olarak korunur ve desteklenir (ki bunu yapmak için kağıt üzerinde bile olsa Müslüman olmaya da gerek yoktur). Velhasıl, evet, bu insanlar ben (kesinlikle ben), sen, o, biz, arkadaşlarımız, sevdiklerimiz olabiliriz.
2- Arabesk: Burada bir yaşam tarzı ya da bir kültür olarak arabeskten ziyade müzik tarzı olan arabesk kast edilmektedir. Ülkemizdeki ilk örneklerini Orhan Gencebay'ın verdiği, sonrasında Ferdi Tayfur, İbrahim Tatlıses, (Küçük) Emrah, (Küçük) Ceylan, Tüdanya gibi isimlerin de temsilcileri olduğu bu janrla ilgili detaylı bilgi ve Orhan Gencebay arabeski için bkz: Meral Özbek, Popüler Kültür ve Orhan Gencebay Arabeski.
3- Müslüm Gürses: İkinci maddede kısaca tartışılan janrın en "baba" temsilcilerindendir. Filmleriyle olsun, konserleriyle olsun, alkollü konuşmaları ve boyalı kıvırcık saçlarıyla olsun Türkiye'de arabesk dedin mi akla gelen ilk isimlerdendir.

Şimdi efendim, bu üçünün birbirleriyle ilişkilerine ve etkileşimlerine bakarsak karşımıza çıkan tablo bir hayli ilginçtir. Zira yukarıda ilk maddede incelenen grubun geleneksel olarak arabeskle arasının pek iyi olmadığı, ya da en azından bunu çok fazla açık etmek istemedikleri genel geçer bir kabuldür. Ha denilebilir ki "Bu adamlar blues dinler, fado dinler, o da Amerikalı'nın , Portekizli'nin arabeskidir". Ben bu fikre saygı duyarım, doğrudur da bence. Ama Türkiye şartlarında değerlendirdiğimizde fado dinleyene kıro denmediği de ortadadır. Bu sebeple, yani arabeskin negatif konnotasyonları dolayısıyla, blues'la falan karşılaştırılmaması gerektiğini düşünürüm. Neyse, konuyu dağıtmadan devam edersek, yurdum enteli için arabesk müzik üzerine tezler yazılası; arkadaş sohbetlerinde konusu açılası; gecekondu, iç göç, geri kalmışlık, hızlı şehirleşme ya da şehirleşemeyip varoşlaşma gibi sosyolojik tespite müsait mevzulara fon müziği olarak tartışılan bir meseledir. Bu bağlamda altsınıfların ya da eğitimsizlerin müziği olarak görülüp bilgi hiyerarşisinde daha aşağılara itildiği de vakidir.

Genel olarak arabesk müziğinin bir önceki paragrafta ortaya konan durumunun yanı sıra özelde Müslüm Gürses genel olarak konserlerinde kendini jiletleyen hayranlar dışında çok şey getirmemektedir akla. Çok sıklıkla televizyona çıkmamaktadır, örneğin İbrahim Tatlıses gibi kıymeti kendinden menkul açıklamalar yapmamaktadır. Çok daha "niş" bir kitleye hitap ettiği bile söylenebilir; insan ya Müslümcü olur ya da olmaz, öyle Kral TV'de klibi görülüp de bir şarkısı dile dolanacak bir insan değildir Müslüm Gürses. Ta ki kendisi 2001 yılında bir Asya şarkısını (Olmadı Yar) yepyeni bir düzenlemeyle, kendi sesine kendi tarzına uydurup da söyleyene kadar. Şarkı zaten özünde arabesk bir içeriğe haiz olduğundan çok da patırtı kopmaz. Zaten Asya müzik sahnesinde çok da etkinliği olmayan bir insandır. Bu şarkı da Asya şarkısından çok Müslüm Gürses şarkısı olarak bilinir. Ve fakat bir pop şarkısını coverlamış olmasının Müslümcülerce çok da hoş karşılanmadığı bilinen bir gerçektir. Hele ki aynı şarkıyı Duman da (ki yaptıkları müziğin arabesk olmadığını iddia eden varsa beri gelsin) bir konserde coverlayınca kimin ne olduğuna dair yaşanan kafa karışıklıkları daha bir artar.

O arada Türk sinemasının "medar-ı iftiharı" filmlerden birisi Neredesin Firuze vizyona girer. Filmin bir sahnesinde Müslüm Gürses elinde sigarası ve eski usul mikrofonuyla entellerimizin göz bebeklerinden biri olan Bülent Ortaçgil'in Sensiz Olmaz'ını söylemektedir, ama bu filmdir, roldür, zaten soundtrack de o kadar satmamıştır, dolayısıyla çok da umursanmaz bu hareket, kaynayıp gidiverir. Ama gören gözler, duyan kulaklar için ipuçları şüphesiz ki buralarda hep vardır.

Bundan sonra Müslüm Gürses asıl bombasını patlatır: Teoman'ın Paramparça'sı "sağattim yooğğkk tağm olaraağk bilemem" diye ağdalı ağdalı söylenmiş ve çok da beğenilmiştir. O kadar beğenilmiştir ki bu işten ciddi ciddi bir proje çıkarmaya karar verir birileri ve Aşk Tesadüfleri Sever'in düğmesine basılır. Björk'ten David Bowie'ye, Haris Alexiou'dan Serge Gainsbourg'a Türk entelinin sevdiği, müzikal olarak takdir ettiği, kim varsa en bilinen en baba şarkılarına yine başta Murathan Mungan olmak üzere Türk entelinin sevdiği, edebi olarak takdir ettiği kişilerce (Tuna Kiremitçi'yi dahil etsem mi bilemedim ama...) sözler yazılmış, bu yepyeni şarkılar Müslüm Gürses'in sesinden okunmuş, yepyeni düzenlemeleriyle günlerce haftalarca İstiklal Caddesi'ni inletmiştir (ki bilen bilir, bir albüm İstiklal'deki kitap-CD dükkanlarında ne kadar çok çalınırsa entellerce o kadar çok beğenilmiş demektir). 2006'da çıktığından bu yana keyifle dinlenen bir albüm olmuştur Aşk Tesadüfleri Sever, hala da keyifle dinlenmektedir. O kadar ki bu albüm sonrasında Müslüm Gürses'in yeni hali "Türkiye'nin Leonard Cohen'i" diye (Oray Eğingillere not: Lenırd Kohen okunur efendim) lanse edilmiş, e bir hayli de tutmuştur.

Ve son olarak Sandık... Adı üzerinde naftalin kokulu şarkılar; hem kendisinin hem de başkalarının şarkılarıdır albümün içeriği. Yılların İtirazım Var'ına Ceza düeti, Kenan Doğulu'nun Tutamıyorum Zamanı'sı, Ajda Pekkan'ın Sarıl Bana'sı, Fikret Kızılok/Leman Sam'ın Gönül'ü derken bir önceki albümdeki kadar olmasa da yine yine entel cemaatine hitap edebilen şarkılar ve hadd-i zatında yakışıklı ve karizmatik bir Müslüm Gürses portresiyle karşımıza çıkmıştır baba. Yine sevilmiştir şarkıları, yine dinlenmiştir. Ekşi Sözlük coşmuştur gene (bakınız bu da önemli bir kriterdir, Türkiye'de tutulma açısından). Cümleten arabeske doymuşuzdur, kemanlar ve darbukalar, elektro gitarlar eşliğinde kulağımızın pasını silmişlerdir yine.

Pekiyi nedir Müslüm Gürses'i bu kadar özel yapan? Çok mu korkusuzdur? Yeniliklere benzerlerinden daha fazla mı açıktır? Kemikleşmiş kitlesinin tepkileri bu kadar mı değersizdir onun için, ya da kendini başkalarına da beğendirmek bu kadar mı önemlidir? Yoksa iş tamamen parayla mı ilgilidir (bunu diyen örnek olarak Coca Cola ve Akbank reklamlarını da gösterdi) Gecekondulardan Cihangir'e giden yolun taşlarını kim dizmiştir? 15 sene önce jiletli konserleri izleyip sosyolojik tespitler yapanlar şimdi Nilüfer dinlerken utanmaz mı? Ya 15 sene önce jilet atanlar şimdi" ay Müslüm de çok bozdu, iyice piyasa olduuaaa" diye hayıflanmaz mı? Benim bu sorulara cevabım yok gibi. Ama seviyorum Müslüm Gürses'i, hem zaten blues da Amerikalıların arabeski değil mi?

17 yorum:

Alper Yağcı dedi ki...

Türk entellerinin bu enfes tasvirinin bir eksiği kalmış: Bozcaada!!

Ben Müslüm Gürses'in bu "yeni Müslüm Gürses" projesinde önemli bir kişisel inisiyatifi olduğunu zannetmiyorum. Bir şey bildiğimden değil ama bana öyle geliyor ki bu konuda kendisi birtakım pazarlamacıların keşfedip kendilerine malzeme ettiği bir ürün konumunda.

Entellerin Müslüm merakına gelince, acaba bunu ilginç olma kaygısıyla bi yere kadar açıklayabilir miyim? Çünkü malum, enteller olarak yağtığımız pek çok şeyi bize doğrudan verdikleri hazdan ötürü değil, o şeyleri yapıyor olmanın ilginç olması fikrinin verdiği hazdan ötürü yapıyoruz aslında. Yoksa, o filmleri kim oturup izleyecek, bunları izlemek "ilginç" olmasa? İlginç, değil mi...

SE7IN dedi ki...

amaaannn!! nasıl unuttum yahu bozcaada'yı? :)
pazarlamacıların müslüm gürses'i kendilerine malzeme etmiş olmaları bir seçenek. ama bu hala "neden müslüm gürses?" sorusunu sabit bırakıyor. misal gönül istemez mi ferdi tayfur da sertab erener'le düet yapsın?
entellerin ilginç olma çabaları konusundaki yorumun ilginç de orada da şu çelişkiyi yaşıyorum: e ilk kişi yaptığında ilginç, ikincisi yaptığında yine ilginç ama bi gıdım daha az ilginç belki. 100 kişi yaptığında ilginçliğin oranı azalıyor, 1000'de 100000'de artık ilginç olmak sıradan bir şey haline gelmiş oluyor. e o zaman bunun ilginçliği nerede? (çok fazla ilginç dedim, hiç ilginç olmadı :p)

aytugs dedi ki...

Türk entellerinin bu enfes tasvirine ben maalesef katılmadım. Türkiye gibi sosyal hareketliliğin çok şükür ki henüz yatışmadığı, ancak maalesef yatışmakta olduğu (bkz. ERG'nin Eğitimde Eşitlik raporu :)) toplumlar için böyle net tasnifler yapılamaz. Türkiye enteli, henüz biz değiliz, ancak yavaş yavaş biz olmaktayız. Ve biz/ben bu tanımların neredeyse hiçbirine %100 uymamaktayız. Zaten senin bu anlamaya çalıştığın (bence aslında gayet iyi anladığın ama anlamazdan gelerekten bunu bir yazının objesi haline getirdiğin) ilginçlik de bu hibridleşmenin sonucudur: Sen, ben, biz (Türkiye'nin yetişmekte olan yeni entelleri) eski entellektüellerin yeni nesli değiliz. Yeni zenginleşmekte/kentlileşmekte olan ailelerin Anadolu liseli çocukları olarak özel TV'ler, radyolar açılırken, kulağımıza arabesk dinlemenin o kadar da ayıp bir şey olmayabileceği fısıldanırken büyüdük. Ama, arabesk dinleyen "o" kitleyle de o kadar da bir araya gelemedik. Şimdi, Müslüm Gürses yeni nesle ve Türkiye'nin entelinin yeni nesilden etkilenen kitlesine heyecan verici bir şey sunuyor. Diyor ki, aslında biz çok benziyoruz, bakın ben de sizin sevebileceğiniz bir şey yapıyorum. Beni dinlerseniz, bu (aslında artık o kadar da) yasak (olmayan) elmadan bir ısırık alabileceksiniz. Bu ısırığı sosyolojik çözümlemelerinize sos da yapabilirsiniz.

Yani, Sevincim, öznesi olduğun bir şeyi anlamakta bu kadar zorlanman aslında ilginç olan, bana kalırsa...

adsumcu dedi ki...

Aytugs elmadır,sostur entel dantel -ve de gastronomik?- metaforlar yapmışsın ama müslüm babanın sunduğu elma neye denk geliyor açıklasana biraz?

SE7IN dedi ki...

haha! öncelikle adsumcu'nun aytugs'un yorumuna entel dantel yakıştırmasını yapmasını çok ironik bulduğumu söylemek isterim :)

sonrasında, sevgili aytugs,
valla seni bilmiyorum ama ben 1. maddedeki türkiyeli entel tanımlamasını kendime bakarak yazdım. yine seni bilemiyorum ama edip cansever ve cemal süreya şiirleri okumanın dışında o türkiyeli entel gayet de ben olabilirim.

yani senin de son cümlende dediğin gibi ben bu sürecin bir öznesiyim
ve fakat ben 1990lı yıllarda müslüm gürses'in jiletli konserlerine bakıp sosyolojik tespit görünümlü kınamalar üretirken bugün müslüm gürses'i alkışlayan kitlenin bir üyesi değilim. dahası 1990lı yıllardaki konserlerde kendini jiletleyen kitlenin üyesi hiç değilim. benim anlamak istediğim bu iki gruptaki kişilerin olaya bakışının ne biçim olduğudur. yoksa zaten "semra bir kaset koy da havamızı bulalım" neslinin çocukları olarak bizim kulaklarımızın arabeske aşinalığını tartışmaya gerek yok, ki zaten türk pop müziği dediğimiz janrın ürünlerinin büyük bir kısmının poptan çok arabesk olduğunu iddia etmek de çok yanlış olmaz diye düşünüyorum.

anlamaya çalıştığım bir diğer nokta yukarıda alper'e de dediğim gibi "neden müslüm gürses?". zaten dikkatli okunduğunda yazının asıl objesi de müslüm gürses'in geçirdiği sürecin minik bir "case study" olarak ele alınmasından ibarettir. son paragraftaki ucu açık sorular ise yukarıda belirttiğim gibi bu sürecin başlangıcında birbirlerine ummanlar kadar uzak olan iki grubun şu an neler düşündüğüne dairdir.

son olarak ilginçlik tartışmasını ben açmadım alper açtı. hatta ben kendisinin "entelin arabesk dinlemesi ilginç olmak amaçlıdır" argümanına "bütün enteller aynı şeyi yaparsa nasıl ilginç olabilir?" diyerek cevap vermiştim.

neyse yazının aslı kadar yorum oldu. hepinize sevgilerimi sunar, mutlu günler, mutlu geceler dilerim efendim. esen kalın... (özel tvleri gördük ama hala trt nesliyiz bir bakıma)

aytugs dedi ki...

Yuh yani adsumcu, şu yorumla bana entel dedin ya... Yaratıcı şeyler kullanaydım da diyeydin bari...

Sorunun cevabı var zaten benim yazdığımın içinde: Türkiye'de oluşan yeni nesil (etkin kesim/kanaat önderi?), bir önceki nesil gibi arabesk düşmanı falan değil. Çünkü onların geldiği sınıf için arabesk öyle büyük bir sorun olmadı, içinden geçtikleri süreçlerde arabeske zaman zaman kulak verdiler. Şimdi, en ama en arabesk olan, yani Müslüm Gürses, yaptığının ilgiye dönüşmesinden aldığı gazla, her yıl yeni malzemeler sunuyor bu arabeskle entellektüeller arasında duran yeni nesle. Neden Müslüm Gürses sorusunun cevabı da açık bence: Çünkü o en arabesk, bu yaptıkları en beklenmedik. O da Asya'nın şarkısından, Neredesin Firuze'den (soundtrack çok sattı, birçok şarkı hit oldu), Teoman'ın şarkısından bu yana, bu yaptıklarının birilerine ilginç geldiğinin, ilgi ve paraya çevrilebildiğinin farkında. O da o yüzden bu yolda ilerlemeye devam ediyor bana kalırsa.

Velhasıl, ilginç gelmiyor bana bu durum da, şu ana kadar yapılmış çözümlemeler de...

SE7IN dedi ki...

"Asıl soruyu sona sakladım; peki neden Müslüm Baba? Çünkü ne Orhan Baba gibi sürekli olarak “felsefe yapıyor”, kendince bir “kanaat önderi” olmaya çalışıyor ne de örneğin İbo gibi, hemen her konuda bitmez tükenmez “fikri-sabit” sahibi. Üstelik ağzının ayarı bozuk değil ve Ferdi Tayfur gibi içine kapanık, kendi dünyasında yaşamıyor. Aksine, her türlü projeye açık, yeter ki şarkıyı sevsin, nazlanmadan söylüyor. “Aydın” olmaya ya da “aydını oynamaya” hiç hevesi yok, basbayağı pragmatist biri belli ki; asıl dinleyicisini merkeze gelmek uğruna kolayca boşlayabiliyor ama, onları unuttuğunu hissettirmemeyi de başarıyor. Ve en önemlisi, özgün bir yorumcu. Sesinde, suskunluğunda, söyleyemediklerinde memleketten insan manzaraları, derin ruh enstantaneleri var. Sarsak da olsa asla detone olmayan bir stil, kimselere benzemeyen bir sahne duruşu, geldiği alemleri unutmayan, hep uzaklara dalan bir bakış."

sanıyorum herkes asıl soruyu sona saklıyor...

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=926301&Date=18.03.2009&CategoryID=42

adsumcu dedi ki...

o değil de benim de kafama şu takıldı bu gürses meselesinde:
yukarıda da yazıldı zaten beyaz türklerin gür sesi ortaçgil nasıl izin verdi şarkısının gürses tarafından "neredesin firuze" filminde okunmasına?sadece "duygusallık" mı yoksa var mı perdelerin arkasında geçen bir takım hadiseler?

bir de arabesk deyince benim aklıma gelen ilk isim değil müslüm baba.hatta ikincisi bile değil:ilki orhan babadır ikincisi de ferdi tayfur.
müslüm gürses sanki arabesk değil de başka bir şey gibime geliyor ne dersiniz blog milletinin insanları?

Halil dedi ki...

bi kere ferdi tayfur'u burhan çaçan'ın ezani izinden gidip samanyolu'nda erenlerder bir eren, çember sakallı dedeyi oynadıktan gayrı yeni rakı konseptli albümde dahil etmenin mümküniyetsizliğini hatırlamak gerekiyor. Müslüm Gürses'in "Hayrda Haydar"dan gelip "yıkılsın camiler açılsın meyhaneler" doğru uzanan, arabeskin o mainstream, içi boş safi çile, safi acı yüklü havasından biraz daha farklı bir tonajı eskiden beri mevcut oysa ki... Bu sebeple adsumcu'nun 'Gürses biraz daha farklı sanki' iddiasına katılıyorum.

Salomon dedi ki...

Doktora Tezi

Abstract
"Arabesk Caz Mıdır?" "Arabesk Fado Mudur?" "Müslüm Gürses Leonard Cohen Midir?" görüşlerinin sosyolojik, sosyo-ekonomik, müzikal incelenmesi. Araştırmacı, Google'dan alıntılar ve eleştirel tahliller kullanarak bilimsel metodoloji içinde sözkonusu fikirlerin doğruluğunu araştırır.

Giriş:
Araştırmacıya ilham gelmiştir. Araştırmacı tezine girişmiştir. Giriş budur.

Bölüm 1. Arabesk Caz Mıdır?
Müzikal Yaklaşım İçinde İnceleme

Google'a hemen yazıyoruz: "müslüm gürses cjords" Google derhal cjords'u düzeltiyor; ama gerek yok zaten ilk sayfa gelmiş bile:
http://www.gitarakor.com/akor/muslum_gurses/sensiz_olmaz_akoru_akorlari_chords_nota-51914.htm

Buradaki chord progression ne ayaktır? F#m, C#m, Bm C#m diye yazıyor. Biraz araştırıyoruz, bunun minör tonda 1-4-5 akor dizisi olduğunu anlıyoruz. (i-iv-v) Araya bir de E katılmış, bu da aynı tondaki VII akoru oluyor. Güzel.

Bundan ne anladık? Müslüm Gürses Goggle'da çıkan ilk şarkısı, demek ki rağbet görüyor. Araştırmacı şarkıyı hiç dinlemedi. Araştırmacı doktora tezinden geçer not alamayabilir. Şarkı, son derece standart ve basit akor dizisi ile yapılmıştır. Akorların hepsi 3 seslidir; 7'li ve 9'lular yoktur. (Basittir yani annaycanız.) Zannedildiği gibi Türk müziği değildir, çünkü tonal müzik değildir; makamlara değil, batı minör tonuna dayanmaktadır. Bu son derece basit bir Batı müziği örneğidir.

Aynı akor diziliminden kaç tane olduğunu görmek isterseniz, Google'da tırnak içinde aşağıdakini yazın:
F#m C#m Bm

veya şunu yazın, o da aynı:
Em Bm Am

Eğer yanlış yazdıysa da araştırmacıyı ellemeyin, doktora tezinin gecenin bir saatinde yazıyor.

Gelelim Caz örneğine: Louis Armstrong - What A Wonderful World.
http://www.leconcombre.com/echoduweb/wonderfulworld-chords.html


Akor dizisindeki süslemelere ve değişik seslere bakın: 7'li sesler, maj7'ler, bir tane 6'lı akor, ayrıca Am7b5 var. Bir tane diminue 7'li akor var. Ooooo... (Hayranlık)

Araştırmacı bunun hangi tonda olduğuna bakmadı; ancak şarkının geleneksel Batı müziği kurallarının dışına çıkan, original bir harmoni içerdiğine kanaat getirdi.

Dolayısıyla, tesadüfi örnekleme yöntemiyle gösterilmiştir ki, Caz müziği müziksel açıdan eşit değildir Arabesk müzik.

Yönteme itirazı olan, derhal karmaşık akor dizisi olan Arabesk müzik sunabilir.

Salomon dedi ki...

Arabesk Fado Mudur?
E öyledir tabii. Yani öyle zaten. Yani bir kere Fado dinlediyseniz anlarsınız. Öte yandan Arabesk müzik, yukarıda yazdığım gibi, bir Batı müziğidir. Bulunduğu yörenin geleneksel müziği değildir; olsa olsa geleneksel etki altında kaldığı söylenebilir.

Fado müziği ise geleneksel müziktir; dış etki altında gelişmemiştir.

Fado ile Arabesk karşılaştırması yaparken, araştırmacı "ilahi ilham" ve "aklına ilk gelen" yöntemleri ile sonuca ulaşmıştır. Bunlar çok bilimsel yöntemlerdir. Aynı zamanda pratiktir, keyiflidir. Önemli olan da bu değil midir?

Leonard Cohen Müslüm Gürses Midir?

Evet, en güzel kısma geldik. Burada araştırmacı sosyo-ekonomik yönden inceleme yapmıştır. Lütfen iki linki inceleyin; inşallah kaybolmazlar:
http://www.biletix.com/event.htm?id=K1L01
http://www.biletix.com/event.htm?id=KLVN1

İlk dikkat çeken sosyo-ekonomik öğe, bilet fiyatlarıdır: L.Cohen, 100 ile 275 (yuh, ebenizi, sülanizi) tl arasında değişirken, M.Gürses bilet fiyatları, daha mütevazi değerler olan 45 ve 60 arasında değişmektedir.

Bu, sosyo-ekonomik incelemenin, "ekono" kısmıydı. Şimdi de "sosyo" kısmına geçiyoruz:

Müslüm Gürses'in konserinden önce "yeni bir tat" getirecek olan "İstanbul Arabesque Project" ile tanışacağımız belirtiliyor. Bu müczibler, "dönemin en ünlü arabesk şarkılarını rock ve jazz soslarıyla" sunacakmış.

Yani, Arabesk Caz değildir, Caz ancak Arabesk'e "sos" olur. İşte incelemenin "sosyo" kısmı da buradaki "sos". Cazseverlere afiyet olsun.

Cinsel açıdan inceleme:
Müslüm Gürses konserinde "18 yaş sınırı vardır" diye bir ibare var. Leonard Cohen konserinde yok. Herhalde Leonard Cohen'in "giving me head on the unmade bed" lafının anlamını çözemediler, ondan.


Sonsöz:
HADİLEN!

İmza: Araştırmacı

Meraklısına: Leonard Cohen'in akor dizileri, bazen karmaşık, bazen basit oluyor. Caz akor dizilerine benzemiyor, çoğunlukla orijinal oluyorlar.

İlgilisine: Arabesk öyle yapılmaz. Böyle yapılır:
http://www.mahmutabi.com/

SE7IN dedi ki...

araştırmacının bölüm 1'de bahsini ettiği şarkıyı hiç dinlemediği dahası üzerine yorum yazdığı yazıyı okumaya bile zahmet etmediği çok bellidir. zira ilk bölümde bahsi geçen şarkı sensiz olmaz müslüm gürses'in ilk "cover"ıdır ve aslen bülent ortaçgil'e aittir. dolayısıyla şarkının "chord"larının batı müziği kalıplarında olmasından daha doğal bir şey yoktur ve yine dolayısıyla bu tek ve yanlış örnek bizi arabeskin bir batı müziği formu olduğu sonucuna götürmez.

ayrıca "müslüm gürses chord" aramasında ilk sırada olmadı yar ikinci sırada ise unutursun diye sonucunu vermiştir google. anladığımız kadarıyla araştırmacı materyaline karşı seçici geçirgen bir tavırla yaklaşmaktadır.

araştırmacının tez jürisinde kimler olduğu meçhul olmakla birlikte bu kadar basit bir hatayı başlangıçta yapan bir tezin benim içinde bulunduğum bir jüriden geçme şansı yoktur. (bakınız diğer maddeleri incelemedim bile)

araştırmacımıza tavsiyemiz "uykum var benim aman da üstüme gelmeyin" bahanelerine sığınmaktansa bu işleri burakması ve gidip kendisine bir papatya çayı demleyip içtikten sonra polar battaniyesine sarınıp rahata ermesidir. esenlikler dileriz!

SE7IN dedi ki...

ha bi de o HADİLEN'i kendisine aynı şekilde takdim etmek isterim!

Salomon dedi ki...

İlk sıralamadaki şarkının (Bir Ömür Yetmez) tonu da aynı.

Üçüncü sıradaki Em-G, hesaplayamadım ama o da basit ve standart bir akor dizisi.

Dördüncü sıra - Unutursun Diye - de galiba çok yaygın bir akor dizisi ile gidiyor. Araştırmacı çok yorgun.

Aslında başka antitezler öne sürülebilir: Mesela arabesk müziğin aslında Batı armonisine ayak uydurmuş bir geleneksel Türk müziği olduğu veya Batı müziği ile Türk müziği arasında sentez olduğu.

Veya İnternet'teki akor dizilerinin, sanatçının orijinal yorumunu yansıtmadığını, orijinal yorumun aslında karmaşık bir armoniye sahip olduğu, veya Türk müziğinin ara seslerini içeren karmaşık bir melodiye sahip olduğu iddia edilebilir.

Araştırmacının pozisyon bu iddialar karşısında orijinal pozisyonunu - "Hadilen" savunmaya devam edecektir.

Bu arada Bülent Ortaçgil'in nispeten karmaşık armoni kullandığını düşündüğümü ve çok orijinal melodileri olduğunu da söylemeliyim.

Araştırmacı yazılarını fildişi kuleden yazmaktadır; kuleye arabesk müzik sokulmasına izin verilmemektedir. Bu yüzden dinleyemez. Tenezzül edememesi de mümkündür. Araştırmacı elitisttir; fildişindeki yansımasına bakıp sırıtmaktadır.

SE7IN dedi ki...

ben bu varlığı kendinden menkul araştırmacıyı düzeltmekten yorulsam da kendisinin saçmalamaktan yorulmadığı açıktır. biraz daha böyle giderse o fildişi kulesinin yıkılıp kendisinin altında kalması an meselesidir. zira bu sefer örnek gösterdiği şarkı olan bir ömür yetmez de ingiliz rock grubu garbage'ın the world is not enough isimli güzide şarkısının "cover"ıdır ve dolayısıyla batı altyapılarıyla bezenmiş olmasından daha doğal bir şey olamaz.

araştırmacımıza bir kere daha HADİLEN'ini iade eder, vücudunun çeşitli yerlerine saplanması muhtemel fildişi kulesiyle kendisine mutluluklar dileriz. (korkarım ki biraz daha sabrım taşarsa aziz nesin'leşebilirim)

Alper Yağcı dedi ki...

Ben arastirmacinin uslubunu cok sevdim. Eger beni tez jurisine layik gorurse kendisine bunun hatrina destek cikabilirim savunmasinda.

Oğuz Alyanak dedi ki...

Fazıl Say'ın bir anda parlayıp sonradan geri adımlar attığı şu günlerde bu yazıyı bir daha hatırlatmakta fayda var. Tabii bir de Se7in'in enfes analizini: "Ama seviyorum Müslüm Gürses'i, hem zaten blues da Amerikalıların arabeski değil mi?"