12 Mart 2009 Perşembe

Türkiye'de Kadın Erkek İlişkisi Üstüne Tezler


Tez 3: Türk erkeğinin şiirin dünyanın en romantik şeyi olduğuna dair sonsuz inancı
İddia ediyorum ki Türk erkeği kadar şiire meraklı erkek dünyada yoktur. Hatta Türk kadını bile Türk erkeği kadar şiire düşkün değildir. Türk erkeğinin kızı şiirle tavlayacağına inancı tamdır. Ayrılık acısını da gözü yaşlı mısralarda yaşar Türk erkeği... Bu neden böyledir arkadaşlar... Neden hiç bir Amerikalı romantik Steve'i sevdiceği Jennifer'a şiir okurken ya da Fransız Jaques canindan çok sevdiği Chloe`ye akrostiş yaparken görmeyiz?





Tez 4: Türk erkeğinin sabit ve kararlı bir ısrarın bir kızı tavlamaya yeteceğine dair inancı

Türk erkeği hiç bir ortak noktası olmasa da tamamen ayrı dünyaların insanları olduğu bir kızı sadece ısrarı ile elde edebileceğini düşünür. Bu ısrarını sürdürürken de taviz vermez sert bir hava içinde olursa bu durumun kızda kesinlikle afrodizyak etkisi yaratacağına inanır. Sokakta gördüğümüz laf atmaların peşinden yürüyüp "tanışalım mı" ile başlayıp "orospu" ile biten yanaşmaların asıl sebebi bu inançtır. Bu konuda çok düşündüm arkadaşlar. İnanın çok düşündüm. Yoğun çabalarım sonucunda vardığım sonuç şudur: bu durumun sorumlusu İbrahim Tatlıses ve Hülya Avşardır. Onlar değil mi Türk erkeğine hangi sosyal sınıftan olursan ol ne kadar tipsiz olursan ol çaba ile istediğin kızı tavlayabileceğini öğreten. Başka türlü düşünenler var mı diye merak ediyorum.


3 yorum:

SE7IN dedi ki...

tez 3: bunun sorumlusu tamamen ortaokul türkçe ve lise edebiyat dersleridir. zira bu derslerde şiir denen edebi form "yüksek duygu birikiminin eseri" falan gibi salak saçma laflarla tarif edilegelmiştir (öeh!). e sen hormonal dengesi alt üst olmuş ergene verirsen bu gazları, o da kendi aşkını dünyanın en yüksek duygusal birikimi zannettiği içün sonuçta da ortaya çıkan şey bırak şiiri manzum yazı demeye bile dil varmayan saçmalıklar olacaktır. zaten bakarsan türk erkeğinin aşkını şiirle ifade etme grafiği ilerleyen yaşlarda düşüşe geçer. bu da milli eğitim sisteminden uzaklaşmanın ve hormonların yerli yerine oturmasının bir ifadesi olarak görülmelidir. (ha 50 yaşına gelip hala posta gazetesi'nin "sizden gelenler" köşesine şiir yazan, ya da vahe kılıçarslan misali "canlandım" diye kitap çıkartan istisnalar kaideyi bozmasın istiyorum, ki zaten vahe'nin şiirlerindeki toplumcu içeriği göz önünde bulundurursak o tamamen ayrı bir dünyanın insanı)
tez 4: tamamen doğru bir tespit. buradan hülya avşar'a teessüflerimi sunuyorum, yaktın bizi!!
tez 5: şimdi işin erkek tarafını bilemeyeceğim, sizin beyninizin elektromanyetik şeysi nasıl çalışır falan ama, kadınlarda bu durumda harekete geçen dido keseciği gibi bir şey olduğuna inanıyorum ben. nasıl oluyor bilmiyorum ama sevdicekle (aslında anneyle, kardeşle, kankayla da olur) kavga ederken o kesecik bir anda hatırlama hormonu salgılamaya başlıyor. bööööyle bir sene önceki kavgada birinin sana dediği lafları hatırlıyorsun. zaten bir senedir içinde mayalandırdığın için o kini çok önemsiz bir mevzu olsa da çoktan büyümüş oluyor. asıl önemsiz kavga konusunun üzerine ekleniyor, sonra karşı taraf buna cevap vermeye çalışırken bir başka arıza konusu çıkıyor vs. bir şekilde "sürdürülebilir kavgacılık"* diye bir şeye yol açıyor bu durum.

*Sevin Turan, "Sustainable Belligerence" in Fikir Mahsulleri Ofisi, 2009, Blogger Publication Co., Istanbul. (ehehe mehehe)

Alper Yağcı dedi ki...

Bu tez 5 gerçekten çok doğru, çok acı bir gözlem. Peki bunun tedavisi nedir, bunu da söyleyin bize..

llorona dedi ki...

tez 5: oncelikle sevin hakkaten yaratıcısın, bayıldım bu "sustainable belligerence"a.
teze gelince, benim iliskilerimden cıkardıgım bikac sey var ki o da, her zaman islerin herkesle bu sekilde yurumedigidir. simdi, boyle surekli bir tartısmanın surdurulmedigi iliskiden bahsedeyim ilk once.
sevgiliniz o kadar iyi niyetli, tutarlı, sakin, sagduyulu olur ki isteseniz de tartısma cıkaramazsınız. cıkmaz da zaten. oyle bir adamla cıkarcagınız tartısma mutlaka sizin aleyhinize sonuclanacaktır.
ikinci ve tez 5 e konu olan iliski turundeyse, bu adam kabadır, komplekslidir, takıntılıdır, fazla ustunuze duser, sizin ufacık seylerinize laf atmaktan geri durmaz, kıskanctır, sahiplenmecidir, ve en onemli iki ozelligi laf cambazı ve vurdumduymaz olmasıdır. bir de nasıl oluyorsa, sizi sevdigini soyler surekli, ama siz duymak degil gormek istersiniz, ve bu sizde yara yapar. yani burda benim amacım karsı tarafa tum sorumlulugu yuklemek degil, tam tersine kesin sizde de vardır benzer (aynı degil)tekinsizlikler ki zaten oyle bi adam sectiyseniz ve hala beraberseniz dedigim gibi siz de pek normal degilsiniz. bu adamla tartısmak her ne kadar tatsız bir seymis gibi gorunse de garip bir haz verir. ve sanki, oyle sacma seylerden cıkarılan tartısmalarda konuyu toparlama ve alttan alma kabiliyeti veya kabiliyetsizligince olcersiniz o adamı sevdiginizi veya sevmediginizi. ve de sonrasında ulasılacak sakin sular, daha bi degerlidir, daha ask oldugunu sanırsınız (eh aşkın ne sanıldıgını da başka bi yazının konusu yaparız)
simdi, peki ne yapmalı sorusuna gelince, eger ki hatun kisiyse tartısmaları cıkaran habire, adam sogukkanlı olmalı, ama asla vurdumduymaz degil, alttan almalı, ve durumun pek oyle olmadıgını, tartısma cıkarmaya gerek olmadıgını guzelce (sefkatlice :)) anlatmalı; ve daha hala kavga cıkarmak istiyorsa hatun kisinin canı, bırakmalı icindeki kuruntuları doksun, rahatlasın. yine de ince bir cizgi: hatun kisi cok ileriye gitmisse uyarılmalı, duygu somurusu yapılmalı.
son olarak eklemeliyim, her ne kadar bu tartışmalar tutkulu bi iliskinin isaretleri olsa da asla saglıklı bir iliski "sürdürülemez". olur olmadık yerden tartışma çıkarılıyor ve surekli temcit pilavı gibi onunuze geliyorsa orda pek de yolunda gitmeyen biseyler vardır. ha belki en unutamadıgınız iliskileriniz olur onlar, ama bitmis iliskileriniz de olur aynı zamanda...
huzurlu ama ask dolu gunler diliyorum,
eger oyle bir sey mumkunse ;)
eger